0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
101
Okunma
Yine gecenin o lanet üçü…
Yalnızlık denilen o meret, soğuk nefesini tam enseme üflüyor yine.
Zaman akmıyor sanki;
duvardaki saatin yelkovanı her ilerlediğinde sensizliğin o sağır edici,
o yırtıcı sessizliği vuruyor şakaklarıma.
Kaçıncı gece oldu bu, vallah saymayı bıraktım.
Ayrılığın o kapkara izi yapıştı kaldı üstüme başıma.
Sen gittiğinden beri bir mezar soğukluğu çöktü bu odaya;
kaç gündür yığılıp kaldığım şu zeminden doğrulup da kalkamadım ayağa…
Başımı pencereye çeviriyorum; zifiri bir karanlık.
Gökyüzündeki yıldızlar bile firar etmiş bu şehirden, tek bir ışık kırıntısı yok.
O eskinin pamuk gibi beyaz bulutları var ya…
Hah! Onlar bile kapkara bir kefene bürünmüş bu gece.
Sen hiç ardına bakmadan, o kahpe ayrılık yoluna koştururken,
gökyüzü bile dayanamadı be!
Ağlıyordu üzerimize sessizce, bu vicdansız, bu acımasız sona…
Ne kadar umudum, ne kadar çocuksu hayalim varsa;
birer birer çiğneyip geçtin hepsini.
Beni bu gecenin kör karanlığına,
yokluğunun o ipsiz kuyu gibi boşluğuna hapsettin de gittin.
Oysa hani söz vermiştik bir akşamüstü?
Hani “Bizi ancak ölüm ayırır” demiştik, hatırlıyor musun?
Helal olsun sana…
İstediğin oldu istediğin oldu.
Sözünü harfiyen tuttun:
Beni öldürdün ve öyle gittin.
Yüreğime koca bir zemheri salıp,
Arkana bile bakmadan çekip gittin.,
Şimdi her anım bir işkence, her geçen saniyem tek kişilik bir zindan bana.
Sen o kapıyı çarpıp gittiğin günden beri, şu göğsümün solundaki can kurudu, çekildi.
İçimde öyle devasa bir boşluk açtın ki,
yemin ederim ne denizler doldurur o çukuru ne okyanuslar…
Seninle sokaklarını adım adım gezdiğimiz bu koskoca şehir,
sen yokken talan edilmiş, bomboş bir harabe şimdi.
Şu taş sokaklar şahidimdir benim!
Üzerine bastığın o ağlayan kaldırımlar şahidimdir…
Hangi köşeyi dönsem sensizlik pusuda,
hangi anıya dokunsam içim cız eder, yüreğim yanar.
Bazen gecenin bir yarısı gölgen düşer gibi olur karanlık duvarlara,
ayak seslerin yankılanır dar sokaklarda.
Leş gibi bir hasretle kıvranır ruhum, kan ağlar yüreğim…
Şimdi masamda yarım kalmış bir sigara izi, bir de senin bıraktığın o ağır vebal…
Avuçlarımda geçmişin o yakıcı külü,
ciğerlerimde ise haram ettiğin her bir nefesin sızısı var.
Ben seninle bir ömrü bölüşmeye taliptim be;
sen ise bana bu karanlık gecenin ortasında,
kimsesiz bir it gibi tek başıma gebermeyi layık gördün!
Soruyorum sana; hangi dilde bağışlanır bu cinayet?
Hangi kurşun, hangi bıçak darbesi böyle darmadağın ederdi bir insanı?
İçimde kopan bu koyu zemheri ayazı, hangi ateşle ısınır?
Bir gün bu sokaklarda adımı duyarsan,
bir köşe başında hayalime rastlarsan sakın başını eğme…
Çünkü sen bir sevdayı değil, sana inanan tek canı, yani beni fütursuzca katlettin!
Ne bir haberin gelir uzaklardan, ne bir sesin ulaşır bana, ne de sıcak bir nefesin…
Umutlarım bitti bitecek, içimde tutunmaya çalıştığım o son heves de avuçlarımdan kayıp gidiyor.
Sensizlikten boğuluyorum bu zemheri kör olası şehirde!
Dört tarafı kapalı bir çıkmazdayım, gör artık bunu!
Kına yak şimdi o maveraya kaçan ellerine…
İstediğin oldu işte, istediğin oldu:
Beni öldürdün!
Şimdi dön sen de rahat et, bitsin bu amansız zulüm…
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.