Biz böyle eğilmezdik çocuklar olmasaydı... b.necatigil
Şair Veysel Sari
Şair Veysel Sari

Huzurum Kalmadı

Yorum

Huzurum Kalmadı

0

Yorum

4

Beğeni

0,0

Puan

27

Okunma

Huzurum Kalmadı

Bir akşamüstüydü; gölgelerin uzayıp umutların kısaldığı o sessiz ve kimsesiz saatlerde başladı her şey.
Yıllardır sırtımda taşıdığım bu ağır, görünmez yükle, nereye gideceğimi bilmeden yürüdüm durdum ıslak kaldırımlarda.
Ne gittiğim yönün bir anlamı kalmıştı artık benim için, ne de ardımda bıraktığım o tozlu, yorgun yolların.
Geçtiğim her dar sokakta çaresizce seni ararken, bu fani dünyanın o soğuk ve umursamaz gerçeğiyle çarptım yüzümü.
İçimde fırtınalar koparken, dışarıya "iyiyim" diyerek kendime bile yalan söylemekten yoruldum artık.
Gözlerimin feri sönmüş, çocuksu neşesi çalınmış hayatın tam ortasında, unutulmuş bir enkaz gibi kala kaldım bir başıma.
Ne zaman tutunacak sıcak bir dal arasam, elimde kalan tek şey kırık umutlar ve yarım kalmış cümleler oldu.

Çabaladım, direndim, hayata tırnaklarımı kazıyarak tutunmaya çalıştım ama ne yaptıysam kaderin o acımasız cilvesine yenik düşmekten kurtulamadım sonunda.
Zaman akıp gidiyor sanıyordum; oysa duran zaman değilmiş, benmişim o ayrılık gecesinde çakılı kalan.
İçimdeki yangını söndürmeye ne dökülen gözyaşlarım yetti, ne de zamana bıraktığım o avutucu yalanlar.
Sokaklar boşalıp şehir kendi karanlık uykusuna çekildiğinde, ben yine kalbimin tam ortasındaki o geçmeyen ağrıyla baş başa kalıyorum.

Sanki dünya dönmeyi bırakmış da bir tek benim çilem hiç bitmiyormuş gibi;
Oysa biliyorum, kaçtığım her yer yine sana çıkıyor ve ne tarafa dönsem sensizlik duvarına çarpıyor bedenim.
Bunca yıllık emeğin, bunca sevdalı bekleyişin karşılığı böyle feryat figan bir yalnızlık mı olacaktı?
Saatin her tıkırtısı bir bıçak gibi saplanıyor şimdi şakaklarıma, sessizlik bile feryat ediyor adeta.

Eski bir mektubun sararmış köşesinde, kırık bir fincanın dibinde arıyorum eskiden can veren o kokunu.
Hangi duaya sığınsam, hangi dizeye tutunsam sonu hep senli bir hüsran, hep bitmeyen bir yalnızlık oluyor.
Gözlerimi kapattığım an hücum ediyor hatıralar; affetmeyen, acımayan birer düşman gibi dikiliyorlar karşıma.
Bir zamanlar cennetim dediğim bu koca şehir, şimdilerde adını anmaya bile korktuğum bir zindana dönüştü.

Söylesene, hangi can dayanır böyle içten içe erimeye, hangi yürek taşır bu kadar ağır bir hüsranı?
Yoruldu artık dizlerim, tükenmek üzere içimdeki o son direnç kırıntısı da birer birer kayıp gidiyor.
Gelen günün bir aydınlık getireceğine olan inancımı çoktan gömdüm o eski, mutlu günlerimizin enkazına.
Kime dokunsam yabancı, kime derdimi anlatsam duvar kadar dilsiz ve bir o kadar da sağır bu dünyada.

Savrulup duruyorum çaresizliğin ortasında, fırtınaya yakalanmış bir sandal gibi yapayalnızım.
Bazen durup soruyorum kendime; bu kadar mı ucuzdu bir ömrü bir çırpıda gözden çıkarıp gitmek?
Sen kendi dünyanda belki de yeni bir baharı yaşarken, bana düşen bu karanlık mahzen mi olmalıydı?
Herkes kendi payına düşeni alır derler ya bu hayatta, benim payıma da hep bu zifiri dertler düştü demek ki.

Ne bir sitemim kaldı artık kadere, ne de affedecek tek bir zerre gücüm var seni bu saatten sonra.
Sadece çekip gitmek istiyorum, arkama bile bakmadan, izimi bile bırakmadan bu vefasız topraklardan.
Ama ne zaman bir adım atacak olsam, prangalar gibi çekiyor beni aşağıya o unutamadığım acı hatıraların.
Aklımın kuytularında yankılanır durur şimdi o eski, yalan sevdaların sahte yeminleri.

Bir çay bardağındaki buğuda, bir sigara dumanında arar oldum kaybettiğim o gençliğimi.
Öyle bir yangın ki bu içimdeki, ne söndürmeye bir kova su yeter, ne de yakıp kül etmeye bir ömür.
İçimdeki çocuk çoktan öldü benim; o masum, o inançlı, o her gülüşe kanan çocuk yok artık.
Birer birer yaprak döktü umut ağaçlarım, kurudu gölgesinde soluklandığım o sevdalı düşler.

Geriye sadece kırık bir yürek, bükülmüş bir boyun ve hesabı sorulmamış ahlar kaldı kucağımda.
Gözlerimin altındaki bu derin morluklar, çekilen dertlerin mührüdür yüzüme kazınan.
Hangi tabip anlar ki kalbin görünmeyen yarasını, hangi merhem kapatabilir bu gönül sızısını?
İçimdeki dertleri dağlara anlatsam, dağlar bile erir eritir de yollarını kaybettirir insanlığa.

Oysa ben sadece anlaşılmak istemiştim; bir çift gözün içinde dinlenmek, bir sıcak sineye başımı koymak.
Çok şey mi istedim bu vefasız hayattan, çok mu gördü kader bana bir dilim huzuru?
Şimdi soruyorum gökyüzüne; bu kadar ağır mı olmalıydı sevilmeden, delice sevmenin bedeli?
Hani zaman her şeyin ilacıydı, hani geçen günler unuttururdu en derin acıları bile?

Yalanmış meğer hepsi, zaman sadece acıyı nasırlaştırıyor, dertleri zihnimize çivi gibi çakıyormuş.
Ben her geçen gün biraz daha eksildim, her batan güneşle biraz daha karanlığa gömüldüm.
Dost bildiklerim birer birer çekildi etrafımdan, yalnızlığımla baş başa bıraktılar bu yorgun adamı.
Meğer ne çok düşman biriktirmişim içimde meğer ne çok yanılmışım insanoğlunun o tatlı diline.

Kaç kadeh devirdim masalarda sensizliğin şerefine, kaç geceyi sabah ettim gözümde yaşlarla?
Hiçbiri getirmedi seni geri, hiçbiri dindirmedi yüreğimdeki o alev alev yanan cehennemi.
Kendi kıyametini koparan bir adamın, dünyadan bekleyecek tek bir umudu kalır mı söylesene?
Gidiyorum işte, nereye olduğunu bilmeden, sadece adımlarımı bu kırgın topraklardan çekerek.

Beni soran olursa o vefasız şehre; ’Sevdası uğruna tek bir huzur bulamadan göçtü’ deyin...
Ne bir umudum kaldı yarından, ne de düne dair tek bir güzel hatırlayışım.
Bütün mevsimlerim kışa döndü, bütün çiçeklerim daha tomurcukken boyun büktü toprağa.
Kendi cenazemi taşıyorum sanki omuzlarımda, kimsenin ruhu bile duymadan yürüyorum ölüme doğru.

Daha ne kadar dayanır bu can bu cefa yüküne, daha kaç gece feryat eder bu yorgun yürek?
Şimdi gecenin en koyu, en çaresiz anında, içimdeki o hiç dinmeyen dev fırtınayla tek başıma hesaplaşıyorum işte.
Hiçbir teselli iyileştirmiyor artık ruhumdaki bu derin yarayı, hiçbir mevsim, hiçbir güneş ısıtmıyor içimdeki o büyük, buz tutmuş boşluğu.
Ne zaman adın geçse bir sohbetin kıyısında, takvimin hangi sıcak yaprağı olursa olsun kalbimin üzerine amansız bir zemheri düşüyor.

Paylaş:
4 Beğeni
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şiiri Değerlendirin
 
Huzurum kalmadı Şiirine Yorum Yap
Okuduğunuz Huzurum kalmadı şiir ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Huzurum Kalmadı şiirine yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL