0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
122
Okunma
Gece ağır adımlarla çökerken bu kadim surların üzerine,
Bazalt taşlar gün boyu yuttuğu ateşi kusar sokaklara.
İncecik bir feryat düşer Hevsel’in sisli koynuna;
Mardin’e gider turnam, süzülerek Mezopotamya’nın engin göğünde,
Sarı taş konağın pencerelerinden sızan o kırık sevdaları muştulamak için.
Göç vaktidir dedim, acı tatlı ne varsa yükledim kanatlarına.
Aşarken o sarp geçitleri, o dumanlı bakır dağları,
Sakın ola yorulup pes etmeyesin hevesine düşen rüzgarlarda.
Çünkü o sokağın dar patikaları yaman gelir insana,
Çakılı batar ayağına, ayazı çarpar yüzüne ama mertçe vur kanatlarını göğe!
Mardin’e gider turnam, bir avuç yanık sızı bırakır eski kale burçlarına.
Emanetim büyüktür; sadece yare değil, o yolda iz bırakan herkese selam olsun.
Bilsinler ki bu topraklarda yangınlar sönmez, yangını başlatan unutulmaz.
Toz duman kata kata yürü ki ayak seslerin çınlasın ıssız ovada,
Göğsümden söküp verdiğim o yangın közünü varıp sahibinin avucuna bırak.
Geçerken o kekik kokulu, o yarpuz bürümüş derin vadileri,
Kulak ver rüzgarın fısıltısına, o asırlık taşların masalına...
Aslı’sını arayan dervişin kül olmuş hırkası gibidir bu gurbet üzerimde;
Ne sönmeye rızası var bu kor ateşin, ne de yeniden tutuşacak dermanı kaldı.
Sen sadece git ve bu eğilmeyen vakur sevdayı fısılda gecenin bağrına.
Mardin’e gider turnam; gecenin en derin yerinde konar o eski kapı eşiğine.
Gözlerinde fırtınalar, kanatlarında zemheri bir soğukla kalakalır.
"Git" denmiş bir sevdadan geriye kalan tek nişanedir bu özgür uçuş;
Yemin olsun ki; bu turna o kadim kente vardığından beri,
Bu hüzünlü coğrafyada hiçbir sevdalı yüreğe bir daha asla şafak sökmedi.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.