9
Yorum
35
Beğeni
5,0
Puan
391
Okunma
Düşler sonsuz Tanrı da
Hakikati yüreğine göstere göstere
yürü
bir düş
kaburgalarımın arasında
ince bir merdiven kurdu.
çıktım.
gökyüzü omuzlarıma kondu.
birdenbire
gök,
ceplerini ters çevirdi.
içinden
ismi olmayan rüzgârlar düştü.
hoş duruyordum ve meraklı.
bilip de bilmezden geldiklerimle,
görüp de görmezden geldiklerimle
"evet, varım," dedik birbirimize.
Tanyerinin başında kusurlu Kuzey vardı.
Güney, hiç eskimeyen bir ağrıyla dertleşiyordu.
kendi küllerini eleyen yaşlı bir değirmendi güneş.
adımı unutmuş bir kuş,
her kanat çırpışında
başka bir kadın düşürüyordu içimden.
sessizlik,
dilin henüz kemik olmadığı
eski bir ülkede büyüyordu.
ufuk,
yarasını gizleyen
upuzun bir hayvandı.
yaklaştım,
geri çekildi.
yaklaştım,
geri çekildi.
kimsesiz bir kedi
yanım sıra yürüyordu.
"Hey mırnav," dedim,
"nereye gidiyoruz?"
kedi dönüp yüzüme baktı.
gözbebeklerinde
iki küçük gece
usulca birbirine sürtünüyordu.
sonra öyle yavaş konuştu ki,
sesi,
tozun içindeki ışık kadar hafifti:
"Varacağımız yer yok.
Yalnızca,
biz yürüdükçe
bizi düşleyen birinin uykusu derinleşiyor."
yürüdük.
yürüdük.
ayaklarımızın altında
unutulmuş takvimler kıvrılıyordu.
bir ev gördük.
kapısı açıktı.
içeride
yağmurun eski bir gömleği asılıydı.
kedi,
duvarın gölgesini kokladı.
sonra,
hiç yaşamamış birinin adını fısıldadı.
ev,
o adı duyunca
biraz daha eskidi.
tavanından
ince bir mevsim döküldü.
bir sandalye,
ağırlıkları da ağrıları da özlemiyordu.
bir masa.
masa da.
bir kalem.
yazılmamışlar,
yazılmamıştı hâlâ.
duvarlardan
kaybolmuş bir deniz
yürüyerek geçti.
ıslanmadık.
su,
çoktan tuz olmayı öğrenmişti.
özlemim kaçmadan.
pencereden dışarı baktım.
bir serap,
bahçenin kıyısında
susuzluğunu suluyordu.
kedi,
ayaklarıma sürtündü.
sırtını okşadım.
kürkünden
ince bir gece tozu kalktı.
avuçlarım
yıldız kokuyordu.
güneş,
son ışığını indirip
kedinin önüne bıraktı.
kedi,
onu bir taş gibi çevirdi.
içinden
karanlığın beyaz çekirdeği çıktı.
gece,
ayın yüzünü
ince bir bıçakla soydu.
karanlık,
kanamıyordu.
bütün yaralar
kozasına kapanmıştı.
"Şimdi ne olacak?"
dedim kediye.
Sanki kelimeler
çok eski bir kuyudan
kovayla çekiliyormuş gibi gıcırdayarak konuştu.
"Hiç.
"Ben birazdan seni unutacağım.
Sen de beni
bir düş sanacaksın."
yine yürüdük.
yol,
gözkapaklarımızın içinde uzuyordu.
bir elma ağacı gördük.
dibinde
bir şeyler umarak olgunlaşmayı bekledik
meyvelerden birini kopardım.
ısırınca,
annemin şarkı söylediği bir sabah çıktı içinden.
rüzgâr,
saçlarını tarayarak koşturan bir çocuk gibi
bahçede dolaştı.
uzakta,
kendi gölgesini arayan
bir dağ
yavaşça diz çöktü.
sessizlik,
yeniden
dilin henüz kemik olmadığı
o eski ülkeye döndü.
kedi,
gözlerini kapadı.
"Bak," dedi.
baktım.
gökyüzü,
az önce ceplerinden döktüğü
ismi olmayan rüzgârları
tek tek topluyordu.
uzakta,
güneş,
kendi küllerini son kez eliyordu
geriye
yalnızca
ışığın unutkanlığı kaldı.
o an,
aynada bıraktığım kendimi hatırladım.
camın içinde
bir çatlak büyüdü
yüzümün eski sahipleri
sessizce dışarı çıktı.
her biri,
hatıralarımdan kalma
eksik bir gölgeyi
koluna takıp yürüdü.
aynaya döndüm.
camın ardında
usulca kıvrılmış
bir kedi uyuyordu.
5.0
100% (14)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.