2
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
134
Okunma
"Senin sesinde, dünyadaki bütün gürültüleri susturan
Bir sahil kasabası saklıydı sanki..."
Bütün trenlerin yolcularını unuttuğu, sıkıcı bir eylül ikindisiydi.
Adımlarımı nereye atsam beton binaların sertliği çarpıyordu yüzüme.
Ağır bir yorgunlukla çayımı yudumlarken o eski kahvede,
Gözlerin değdi ansızın, kırık bir bardağın kenarına tutunur gibi.
Hiçbir haritada yeri bulunmayan bir coğrafyaya adım attım o an;
Gülümsedin ve sanki koca kentin bütün kargaşası bir anda duruldu,
Ruhunun o dalgasız, o berrak sularına bıraktım kendimi.
Seninle konuşmak; fırtınalı bir seferden dönüp,
Kıyıda serin bir çardağın altına uzavermek gibiydi.
Hiçbir büyük lafa, hiçbir süslü masala sığınmadan,
Yalnızca sesinin o yumuşak dalgalarında dinlendirdim yaralarımı.
Omuzlarındaki o serin rüzgâr, içimdeki kırk yıllık tozu dumanı savurdu gitti.
Meğer insanın evi bir adres değilmiş sevgilim;
İnsanın sığınağı, ruhunda koca bir su birikintisi taşıyan o doğru insanın yanıymış.
Biz seninle vapur güvertelerinde martılara simit atmadık belki,
Fakat bir avuç tebessümünle kurduk o en dokunulmaz krallığı.
Şimdi ne zaman kente bir sağanak inip kaldırımları yıkasa,
Tutup ellerinden o şeffaf kıyıya doğru yürüyorum yeniden.
Sen benim bu çorak çağda rastladığım en serin liman,
Ömrümün o en mavi, en huzurlu hikâyesisin.
Varsın bütün takvimler sonbaharı göstersin artık;
Ben senin o engin ruhunda sonsuz bir bahara demir attım...
Sana bakarken gözlerimin buğulanması, çaresizlikten değildi sevgilim,
İnsanın mucizeye dokunduğu o nadir anın acemiliğiydi sadece.
Bir çocuğun avucundaki en kıymetli bilyeyi saklaması gibi,
Sakladım adını göğsümün en ince, en incinebilir yerinde.
Söylesene, hangi kış dondurabilir artık bu içimdeki serin ateşi?
Hangi felaket söküp alabilir seni,
Kendi ellerimle ruhuna sığındığım bu masmavi dünyadan?
Varsın zaman akıp gitsin o vurdumduymaz nehirlerde,
Biz seninle saatin durduğu, lafın bittiği o kırılma noktasındayız.
Ne zaman parmakların parmaklarıma değse,
Tüm dertlerim siliniyor, gökyüzü genişliyor üzerimde.
Şimdi başımı o huzur dolu kucağına koyup,
Sadece nefesinin ritmini dinlemek istiyorum.
Çünkü biliyorum;
Bu fani ömürde kavuşulacak en yüce mertebe,
Senin o engin denizine karışıp, orada sakince yok olmaktır...
Işıkları birer birer sönerken bu koca dünyanın,
Ruhumu senin o dingin sularına gömüp, hiç uyanmamak geliyor içimden.
Gözlerinin ta içine bakarken boğazıma oturan o amansız düğüm var ya;
Seni kaybetme korkusu değil sevgilim,
Seni bu kadar geç bulmuş olmanın o amansız, o dilsiz pişmanlığıdır.
Hangi duamın karşılığıydın sen bu kurak toprakta,
Hangi kırık dökük sevabım getirdi beni senin o cennet kıyına?
Şimdi parmaklarım t titriyor saçlarının arasında,
Çünkü biliyorum, bu fani dünyada hiçbir rüya sonsuza dek sürmez...
Beni bir gün bu mavilikten, bu sığınaktan koparacak olursa ecel,
Sakın arkamdan ağlayıp da o berrak sularını bulandırma.
Sadece bir pazar ikindisi, o duru gökyüzüne bakıp usulca fısılda adımı;
Ben senin sesinin değdiği her yerde, o deniz kokan nefesinde yaşamaya devam edeceğim.
Gözlerini kapat ve öylece kal kucağımda,
Bırak saatler işlesin, bırak dünya kendi felaketine koşsun.
Çünkü şu an göğsüme düşen her bir damla gözyaşın,
Benim bu fani ömürde taşıyacağım en ağır, en kutsal emanettir...
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.