0
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
33
Okunma
Veda
Zamanın paslı çivileri sökülürken göğsümün tahtalarından,
Bir tren kalkar içimin duman altı hatıra garından.
Eski bir eylül biriktiririm ceketimin dar ceplerinde,
Sözler lügatinden düşer, bir yangın kalır kelimelerinde.
Kırık bir fenerin ışığı vurur şimdi solgun yüzüne,
Gidiyorum, geceyi devrederek bir baykuşun hüznüne.
Ayak izlerimi siler caddelerden yağmurun serin eli,
Sustu artık o eski sokakların şarkı söyleyen deli dili.
Yarım kalan kahvenin telvesinde bir yol ayrımı,
Bir parça tebeşir gibi kırıldı ömrün en güzel kıvrımı.
Söndü pencerelerin o içli, o tanıdık kandilleri,
Gidiyorum, arkamda bırakarak o kırılgan iklimleri.
Bir gölge kalır masada, bir de yarım kalmış şiirin ahı,
Siyah bir tül gibi örter ayrılık bu koca sabahı.
Toplar o mağrur çocuk bahçesinden çocukluğunu,
Yüreğim bir mülteci gibi sırtlanır bu derin yokluğunu.
Anlatamaz hiçbir lügat bu sessiz, bu vakur vedayı,
Yıkıp da gidiyorum içimdeki o sırça sarayı
Unutma beni demiyorum, sitemim kendime zira,
Bir şarkı sızar elbet odana, döner hatıralar sıraya.
Yolun açık, menzilin aydınlık, rüzgarın hep ezelden olsun,
Bu veda şarkısı, sustuğum her şeyin yerine dursun.
Paslı anahtarlar bıraktım eşiğine, paslı ve dilsiz,
Adımlarım ağır, adımlarım çaresiz ve izsiz.
Gök rengi bir mendil sallanır şimdi ufkun kıyısından,
Bir ömür sıyrılır sanki o en kutsal uykusundan.
Mektuplar sararır sandıklarda, mürekkep kurur yavaşça,
Kapanır bu eski defter, usulca ve ağırbaşlıca.
Sessizliğin o devasa surları çekilir aramıza,
Zaman bir merhem gibi dokunur mu bilmem yaramıza?
Gözlerinde birikmiş o son asır, o son çaresiz damla,
Yüzleşir geçmişin gölgeleri içimdeki büyük gamla.
Bir fırtına kopar kopmasına da, yaprak kıpırdamaz dalda,
Gidiyorum, aklım o gitgide uzaklaşan masalda.
Sökülür içimin dikişleri birer birer, iplik iplik,
Bu koskoca şehre çöker birden o tanıdık gariplik.
Bir vapur düdüğü böler geceyi, yaralar derinden,
Bir daha hiçbir şey oynayamaz artık o eski yerinden.
Yıldızlar dökülür avuçlarıma, soğuk ve ışıksız,
Gidiyorum bu diyardan, öyle tenha ve yalnız
Unutma beni demiyorum, sitemim kendime zira,
Bir şarkı sızar elbet odana, döner hatıralar sıraya.
Yolun açık, menzilin aydınlık, rüzgarın hep ezelden olsun,
Bu veda şarkısı, sustuğum her şeyin yerine dursun.
Kuşlar göç eder içimdeki o uçsuz bucaksız bozkırdan,
Bir sızı kalır sadece o eski, o asil kahırdan.
Kelimeler mülteci şimdi, sığınacak bir sine arar,
Siyah saçlarına düşen o ilk beyaz karmakarışık kar.
Gidiyorum, cebimde üşüyen ellerim ve bir kırık ayna,
Artık ne yer kalır bu hikayede ne de yeni bir sahne.
Solmuş bir karanfil gibi düşer günün son şavkı,
Ödenmiştir faturası hayatın, kalmamıştır kimsede hakkı.
Duvarlardaki resimler bile yabancı bakar yavaşça,
Bir veda anca bu kadar oturur yerine, anca bu kadar ustaça.
Gölgen çekilir gölgemden, upuzun bir gece başlar,
Sessizliğe bürünür arkamdan dökülen o dilsiz taşlar.
Son dize, son nefes, son dokunuş o soğuk kapı koluna,
Herkes döner en sonunda kendi o yalnız, o ıssız yoluna.
Gidiyorum, ey canımın içi, ey ömrümün en güzel sızısı,
Alnımıza yazılmış demek ki bu erken ayrılık yazısı.
Bir şarkı biter, bir ışık söner, bir devir kapanır böylece,
Gidiyorum, adını hece hece bırakarak bu geceye
Unutma beni demiyorum, sitemim kendime zira,
Bir şarkı sızar elbet odana, döner hatıralar sıraya.
Yolun açık, menzilin aydınlık, rüzgarın hep ezelden olsun,
Bu veda şarkısı, sustuğum her şeyin yerine dursun.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.