0
Yorum
7
Beğeni
0,0
Puan
52
Okunma
Dünya, gürültülü bir pazar yeri gibi dönüp dururken başımızda,
Herkes bir parça gökyüzü çalmaya çalışırken birbirinden,
Ben gelip senin yüzünün kıyısına oturdum.
Bir ömrün yorgunluğunu, bir hırka gibi bıraktım kapında.
Gözlerin... Ah o iki damla kehribar,
Hangi eski zaman ormanının sızısıdır içime akan?
Bakışlarında asırlık bir çam ağacının sabrı var,
Ve toprağın yağmurdan sonra çıkardığı o ilk, o saf koku.
İnsan nasıl da acıkıyor böyle yalansız bir serinliğe.
Sana baktıkça, hırpalanmış bir çocukluk bağışlanıyor bana.
İçimdeki bütün kırık dökük odalar toparlanıyor birden,
Eşyalar yerini buluyor, göğsümdeki o ağır taş hafifliyor.
Huzur diyorsam, bir dinlenme telaşı değil bu;
Senin o sarı sıcak derinliğinde, kendimi yeniden bulmanın hayreti.
Bir insan bir insana bu kadar mı benzer bir yuva gibi?
Dünyanın bütün kışını unutturuyor o kehribar rengi.
Bak bana sevgilim, bak ki dinsin bu çağın uğultusu;
Çünkü senin gözlerinde, ömrün en hakiki, en sessiz şiiri duruyor.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.