0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
43
Okunma
Bir akşamın kırık kabuğundan geçerek
geldim saçlarının uğultusuna.
Göğü alnına eğilmiş yorgun bir bahçıvan gibi
ellerimde çoğalan gülleri saklıyordum.
Senin gözlerin,
karla örtülmüş gizli bir vadidir bazen;
insan baktıkça üşür,
baktıkça içinden eski kuşlar havalanır.
Ben hangi yalnızlığa yaslansam
orada biraz sen konuşuyorsun.
Biraz yağmur kokusu,
biraz kül rengi ikindi.
Geceyi omzuma alan o tenha avluda
taş duvarlar kadar suskundum.
Rüzgar geçiyordu yüzümden;
ben içimde kırılan mevsimleri topluyordum.
Çünkü ayrılık,
bazı insanlarda geçmeyen bir dağ iklimidir.
Ve sen,
o dağın ardında unutulmuş
son ışıklı köydün benim için.
Şimdi rüzgar değse adın dağılır sanıyorum.
Bu yüzden kimseye anlatmıyorum seni.
Bir nar çiçeği nasıl saklanırsa donda,
öyle saklıyorum içimde.
Gel desen
bir ömrü yürüyerek aşarım.
Ama susuyorsun.
Ve insan en çok
cevapsız kalan yolların önünde yaşlanıyor.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.