1
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
56
Okunma

“Hayal görmeme yol açıyorsun”
dedim onu ilk gördüğümde
güldü ve yürüdü gitti sokağın öbür ucuna
onunla beraber yürüyordu hayat işaretleri ordusu
sokağın kapağını açtım
yokluğa abanış girdi içeri
düş sona ermişti ışığın vedası gibi
beton tarlasındaki korkuluklara
incecik sözcükler taşıyordu rüzgâr
belirgin-leşti paslanmış gerçeklik
koşturup duran kiralık köleler
kötülüğün zihin yıkıcı örgütlülüğü
orada en güzel sesli sunucuydu sahte bağlılık
gördüm yüzlerindeki gri parlamentoyu
sevgisizliği oy çokluğuyla başkan yapmışlardı
kendimden saklanmak için
bellek silici duvarların birine yaslandım
zıplayan ejderha gibiydiler kafamın içindekiler
sönmüş bir ses geldi duvarın içinden:
“yaslandığın bu şey düşünce mezarlığı”
koştum sokağın öbür ucuna doğru
belki yetişirim diye düşten yapılmış olana
çok sert bir şeyle çarpışıp düştüm, diz(e)lerim kanadı
ölümlülükmüş çarpıştığım şey
“yavaş olsana!” dedi
asık suratıyla yukarıdan bakarak
ayağa kalktığımda
çoktan kaybolup gitmişti düşten yapılmış olan
altına almıştı beni hayal görmenin çığı
yine de koşmaya devam ettim çığla beraber
acı verici bir cümle yankılandı arkamdan:
“insan kalabilen sürekli yaralanır”
tam gün sona erip kapatırken sokağın kapağını
“buradayım” dedi düşten yapılmış olan
ama ben düşten yapılmadım
sadece bir mum satıcısıyım
ümitlerin söndürülüşüyle ortaya çıkan
bir de yaşamaktan yorulanların çağrısıyla
peki yanındaki bu kalabalık?
sadece çağrısı olanlar görebilir onları
gösterişi olmayan bir öyküde geçiyordu:
“yalnızlıktan yarattım bunca kalabalığı”
(Metin Turan: "yalnızlıktan yarattım bunca kalabalığı")
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.