1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
52
Okunma

Ey Mornik
Bazen dokunmak istersin bir yanağa,
Çocukluğunda olduğu gibi, eski bağların içinde…
Sonra duraksar şiir yazarsın;
Bir yanın şehre, bir yanın denize bakarken,
“Nedir bu sendeki boyun büküş, Mornik?” dersin,
Ağustos’ta buz tutmuş yüreğinle.
Bir çırpıda geçip giden yazlar gibi,
Gölgesine sığındığın payam ağacının dibinde…
Sen mi değiştin, biz mi eksildik Mornik?
Sen ki Elazığ’ın bağrında, Harput’un eteklerinde,
Yüreği serinletip, hüznü neşeye çeviren bir diyardın.
Sana ne oldu, kurban?
Hani Ceco, nerede Gülbahar?
Unuttun mu onları?
Unuttun mu, sağ iken türküler okuyan Mornik erenlerini?
Gençler koşardı sokaklarında, gölgeleri uzanırken uzaklara.
Ne oldu onlara, ne Mornik?
Hangi yaz aldı götürdü o masum kahkahaları?
Toprak kokusu mu unutturdu,
Yoksa biz mi bıraktık ardımızda yaşanmışlıkları?
Susma!
Gel de söyle bana:
Senin göğsünde büyüyenler
Şimdi hangi sokakta eğiyor başını…
Hangi şiirde anıyorlar, sohbetlerde geçtiğinde adın?
Aklıma geldikçe kelimeler eksik kalıyor,
Zaman ise kırık…
Geriye bir tek yanağa dokunma arzusu kalıyor içimde,
Bir de şiir, dimağdan dökülen…
“Ey Mornik, ben seni unutmadım, sen de beni unutma!”
Saygı ve sevgilerimle.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.