0
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
36
Okunma
Müjgan Abla
Şimdi olmak vardı,
Müjgan ablanın dağ başındaki
Toprak kokan küçücük evinde.
Oturmak vardı meşe odunuyla yanan
Teneke sobasının kenarında.
Sobanın üzerinde kestane,
Dışarıda kar!
Dünyaya açılan küçük bir pencere.
Radyoda Enver Demirbağ!
Müjgan ablada hüzün dalgası,
Bende yürek yarası...
El ataydım kulağa,
“Mastar Dağı ben mi oldum,
Duman kalkmaz başımdan” diyen
Enver abeye eşlik edeydim.
Dalaydım uzaklara,
Hatırlayaydım:
Dumanlı başların göklere ermiş,
Yedi renk üstüne hareli dağlar...
Yan yana yaslanmış, el ele vermiş,
Ezelden ebede sıralı dağlar.
Ben derdimi söylesem bu dağlar erir,
Dereler sussa da kaval söylenir,
Sesim dağdan dağa yankılar verir,
“Nerede gönlümün meralı dağlar” türküsünü…
Ağlatsaydım Müjgan ablayı,
Zıvanadan çıkarken ben!
Çekeydim olmayan aklımı darağacına...
“Bir karakaş, bir ela göz sende var,
Bir tükenmez belalı gönül bende var,
Yedi yıldır derde derman aradım,
Heç demedin ‘Derde derman bende var.’’
Ey hamamcı, hamamına
Güzellerden kimler gelir, kimler gider?
Ne bileyim Adil Efendi,
Günde bin güzel gelir, bin güzel gider.
En sonunda “Bir can gelir, bir can gider”i
Okuyaydım ciğerden.
Dile geleydi Harput, yanıp tutuşaydım.
Hasan dayı uyanaydı uykudan,
Birlikte mest olaydık.
Çayı koyaydı sobanın üzerine...
Kaldı işte oğul,” diyeydi Müjgan abla,
Hasretimiz içimizde,
Çayımız demlikte,
Aşımız sofrada,
Umutlarımız yarınlarda.
Kurban olam verene,
Nerden gelip nereye gidersin?
Soru sorma abla,
Sorma bana soru…
Buradan bir atlı geçti mi? deyip
Gönül fırtınasında kaybolaydım...
Saygı ve sevgilerimle.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.