0
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
36
Okunma
Şehir artık dışarıda değil.
Senin içinde, sürekli adres değiştiriyor.
Bir gün aynı sokaktan geçiyorsun sanıyorsun, ama sokak seni farklı bir anıya giydiriyor.
Yani mesele kaybolmak değil.
Mesele, bulunduğun yerin seni her seferinde yeniden tanımlaması.
Duraklar hâlâ var. Ama artık beklemiyorlar.
Sadece “geçmiş gibi yapıyorlar”.
Sen de fark etmeden buna uyuyorsun: geçmek, kalmak gibi hissediliyor, kalmak, silinmek gibi.
Cebindeki gülüş hâlâ orada.
Ama artık bir şey söylemiyor. Sadece ağırlığını değiştiriyor.
Bazen daha çok geçmiş gibi. Bazen hiç olmamış gibi.
Ve en tuhafı şu:
Sen geri dönmediğini düşünüyorsun. Oysa geri dönülen şey artık yer değil, bir versiyon.
Sen her seferinde kendinin biraz daha eksik bir kopyasına varıyorsun.
O yüzden şehir büyümüyor aslında.
Sen daralıyorsun.
Harita sabit. Ama senin ölçeğin çözülüyor.
Ve bir yerden sonra anlıyorsun:
Kaybolmak bir olay değil. Bir tekrar.
Aynı yerden defalarca geçip hiç orada olmamış gibi kalmak.
Bir şeyden kaçıyorum.
Adını koymadım.
Koysam büyüyecek.
Şehir beni yanlış hatırlıyor.
Ben şehri her gün yeniden yazıyorum.
Gözler var,
beni benden önce okuyan.
Bu yüzden hep yarım kalıyorum.
Bir kapı çalıyorum.
İçerisi değil mesele,
benim dışarıda kalışım.
Cebimde bir gülüş taşıyorum,
paslı bir anahtar gibi.
Hiçbir yere uymuyor ama
hep elimde.
Gece,
üstüme düşen bir cümle.
Uzun. Bitmeyen.
Ben orada susmuyorum,
sadece eksiliyorum.
Dokunsam
kendime denk geleceğim.
O yüzden hep biraz sağından geçiyorum.
Yakınlık
bende yanlış tercüme.
Aynı kelime, başka yara.
Ve en sonunda
anlıyorum:
Ben kaçmıyorum aslında.
Sadece
kendime yetişemiyorum.
Bir durak daha var içimde.
Kimse inmiyor.
Ben de binmiyorum.
Saatler geçiyor.
Ben yerimde saymıyorum artık,
içime doğru gidiyorum.
Şehir,
üstümde kapanan bir harita gibi.
Çizgileri silinmiş.
Bir yüz hatırlıyorum.
Tam diyemiyorum.
Eksik kalınca daha çok acıyor.
Sonra bir gün…
hiçbir şey olmuyor aslında.
Sadece ben,
kendimi biraz daha az bekliyorum.
Kapı aynı kapı.
Ama ben artık çalmıyorum.
Cebimdeki gülüş
biraz daha ağır.
Sanki pası artmış.
Bazen kendime bakıyorum,
bakmakla görmek arasında
ince bir kırık var.
Ben orada kalıyorum.
Ve kimse fark etmiyor
benim içeriden eksildiğimi.
Ve en son şunu fark ediyorum:
Ben kaybolmadım.
Sadece
bir gün bir otobüste inmem gereken yerde inmedim.
Ve o gün
hayatım geri dönmedi.
Bir süre sonra
otobüslerin hepsi aynı görünmeye başlıyor.
Duraklar değişiyor gibi yapıyor
ama hiçbir şey beni indirmiyor.
Ben artık yolcu değilim.
Bekleyen de değilim.
Sadece geçiyorum.
Aynı sokaklar
başka isimlerle dönüyor önüme.
Ben hepsini tanıyorum
ama hiçbirine ait değilim.
Bazen bir yüz geliyor karşıma
“buradaydın” diyor gibi bakıyor.
Ben hatırlayamıyorum.
Hatırlamak istemiyorum.
Çünkü hatırlarsam
inmem gereken yer tekrar açılacak.
Ve ben biliyorum:
İnmek
bazen dönmek değil.
Bazen geç kalmış bir hesap.
Ben o hesabı
hiç açmadım.
O yüzden
şehir büyüyor etrafımda.
Ben küçülüyorum içinde.
Ve en garibi şu:
Kimse kaybolduğumu söylemiyor.
Çünkü herkes
beni bir yerde görüyor.
Sadece
hep başka bir yerde.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.