0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
54
Okunma
Avamir insanlardan çok, onların içlerinde taşıdığı kırıkları merak ediyordu.
Birinin neden sustuğunu…
Neden bir cümlenin ortasında gözlerini kaçırdığını…
Neden gülerken bile içinde bir cenaze taşıyor gibi durduğunu düşünüyordu.
Çünkü ona göre insan, söylediği şey değildi.
Sakladığı şeydi.
Bu yüzden hiçbir kalabalık ona gerçek gelmiyordu.
Masalarda uzun uzun konuşan insanlara bakıyor,
kimsenin birbirini duymadığını hissediyordu.
Herkes cevap vermek için bekliyor,
kimse anlamak için susmuyordu.
Bir süre sonra bu durum onda tuhaf bir yorgunluk bıraktı.
Sanki dünya görünmez bir gürültüyle dolmuştu.
Ve herkes, ruhunun üstünü aceleyle örtüyordu.
Avamir geceleri düşünmeye başladığında
zaman başka türlü akıyordu.
Bir kelime geliyor,
arkasından eski bir his sürükleniyordu.
Sonra başka bir düşünce…
Sonra çocukluğunu bile hatırlatmadan insanın içine çöken o tarifsiz eksiklik.
En çok da “yarım kalmışlık” duygusu yoruyordu onu.
Tam söylenecekken vazgeçilmiş cümleler…
Tam başlanacakken ertelenmiş hayatlar…
Tam sevilecekken içine gömülmüş insanlar…
Ona göre dünya büyük felaketlerle değil,
küçük suskunluklarla dağılıyordu.
Bazen bir çay ocağında oturup insanları izliyordu.
Bir adam sigarasını yakarken ellerinin titremesine takılıyordu mesela.
Sonra düşünüyordu:
“Bir insan ne yaşarsa elleri böyle sessiz titrer?”
Kimse fark etmiyordu bunları.
Belki de bu yüzden Avamir kendini dünyaya biraz geç kalmış hissediyordu.
İçinde eski zamanlardan kalmış bir taraf vardı.
Ne olduğunu tam tarif edemediği bir taraf.
Sanki bir yerlerde hâlâ ağır konuşan insanlar olmalıydı.
Bir kadının ardından günlerce yürüyen adamlar…
Bir mektubu cebinde taşıyıp buruşturmaya kıyamayanlar…
Bir şarkıyı dinlerken susmayı bilenler…
Şimdiyse her şey çok hızlıydı.
İnsanlar birbirinin hayatına giriyor,
ama ruhuna uğramıyordu.
İşte bu düşünce geceleri büyüyordu Avamir’in içinde.
Uyuyamıyordu bazen.
Kafasının içinde aynı cümle dönüp duruyordu:
“İnsan neden en çok, anlaşılmadığı yerde yorulur?”
Sonra kalkıp yürüyordu.
Ama yürümek de çare olmuyordu.
Çünkü insan kendinden uzaklaşamıyordu.
Bir gece bunu düşündü uzun uzun.
Belki de herkesin içinde,
kimseye göstermediği ikinci bir hayat vardı.
Kimsenin bilmediği bir iç dünya…
Yarım kalmış hevesler,
söylenememiş aşklar,
kimseye anlatılmamış utançlar…
Ve belki insan,
en çok o gizli hayatın ağırlığı altında yaşlanıyordu.
Avamir o gece ilk kez korktu.
Çünkü bazı insanlar yaşlanmıyordu aslında.
Sadece içlerinde biriken düşünceler ağırlaşıyordu.
Sabaha karşı gözlerini kapattığında
şunu fark etti:
İnsan bazen birine değil,
bir ihtimale bağlanıyordu.
Ve en derin yalnızlık,
hiç gerçekleşmemiş şeylerin yasını tutmaktı.
Bir vakit
kalbimizde ince bir kırılma taşıdık da
kimse duymadı.
Çünkü insan
en sessiz yerinden çürürmüş.
Akşamlar vardı;
gaz lambası kadar mahzun,
istasyon kadar kimsesiz.
Rüzgâr eski evlerin saçaklarında gezinir,
uzaktan bir köpek havlar,
bir türkü
yaralı bir kuş gibi geçerdi avlulardan.
Biz o çağın çocuklarıydık.
Yüzümüzde kül rengi bir tevekkül,
ceplerimizde buruşturulmuş mektuplar.
Sevmeyi bilirdik belki
ama kalmayı beceremezdik.
Bir kadın geçerdi ömrün içinden;
ardında fesleğen kokusu,
yarım bir yaz,
bir de dinmeyen hicran bırakırdı.
Sonra gece çökerdi.
Çıt çıkmazdı dünyadan.
Yalnız semaver fokurtusu,
duvara vuran gölge,
ve insanın içine çöken o tarifsiz gam…
İşte orada anlardık:
keder dediğin
bir ömür boyu omuzda taşınan görünmez bir aba imiş.
Ne vakit bir sokağa yağmur inse
eski günler dirilirdi içimizde.
Taş plak sesleri,
is kokulu kahvehaneler,
feracesine rüzgâr dolmuş kadınlar,
ceketinin düğmesi kopuk adamlar…
Şimdi hiçbir şeyin ruhu kalmadı.
Muhabbet acele,
vefa yorgun,
insan yüzleri gurbet kadar soğuk.
Bir zaman
bir pencereye yaslanıp saatlerce susabilirdik.
Şimdi kelimeler bile tenezzül etmiyor kimseye.
Öyle yorulduk ki hayattan…
Bir mendilin kenarına işlenen ismi sever gibi sevdik.
Bir daha dönmeyeceğini bile bile
kapıya bakar gibi bekledik.
Ve ömür dediğin
bir ince dumanmış meğer.
Yel aldı.
Geride
yalnız eski bir türkünün iç burkan sedâsı,
bir de geceleri ansızın büyüyen o yetim sızı kaldı.
Sanki dünya
uzun zamandır
bizsizmiş gibi.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.