2
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
177
Okunma
Gece vardiyasından çıktığımda şehir hâlâ uyuyordu.
Sokaklar, üzerine kül serpilmiş soba gibi sessizdi.
Ben yürüyordum. Ayakkabılarımın altından çıkan ses bile yorgundu. Sanki asfalt değil de eski bir hayat eziyordum.
Fabrikanın bacası arkamda kalıyordu ama insan bazı yerlerden çıkınca kurtulmuş olmuyor. Bazı binalar insanın içine taşınıyor. Ben o fabrikayı yıllardır ciğerlerimde taşıyordum.
Otobüs durağında kimse yoktu.
Camı çatlak kulübenin içine girdim. Sigara yaktım. Ateş kısa bir an yüzümü gösterdi. Kendime yabancı geldim. İnsan kendi yüzüne bile misafir kalabiliyormuş meğer.
O sırada karşı kaldırımda bir köpek belirdi.
Yağmurdan kaçmış gibiydi. Islak ve kemikleri sayılıyordu. Bana baktı uzun uzun. Ben de ona baktım. İkimiz de aynı şeyi biliyorduk: Bu şehir doyurmuyordu, sadece geciktiriyordu.
Sabahın ilk minibüsü geçti önümden. Binmedim.
Çünkü eve gitmek istemiyordum.
Ev dediğin şey bazen sadece yorgunluğunu bıraktığın bir kutudur. Annem uyuyor olurdu şimdi. Masanın üstünde üstü örtülü yemek beklerdi. Ben yine yemeden sigara yakardım. Sonra tavana bakardım saatlerce. İnsan en çok tavana bakarken çürüyor.
Yürümeye devam ettim.
Demiryolunun olduğu yere kadar indim. Rayların üstünde yağmur birikmişti. Çocukken trenleri izlerdim burada. Giden herkesi güçlü sanırdım. Meğer bazı insanlar gitmiyor, sadece kayboluyormuş.
Cebimde küçük bir defter vardı.
Aylarca tek kelime yazmamıştım. Parmaklarım kapağını açarken zorlandı. Sanki defter değil de eski bir yaranın kabuğuydu.
Bir cümle yazdım yalnızca:
“Ben Avamir.
Bazı geceler insan değilim.
Bir fabrikanın unutamadığı sesim.”
o gece
biraz pas biraz tütün biraz da yarım kalmış türküydüm
sokak lambaları omzuma eğilmişti
sanki beni değil de
yıkılacak bir duvarı kolluyorlardı
ceketimin cebinde eski bir işçi sabrı
avuçlarımda nasırdan bozma dualar vardı
bir kadın geçti içimden
adı yoktu
ama saçlarının bıraktığı gölge
iki mahalle sürerdi
ben o gece
ellerimi yanlış yere koymuş bir hayat gibiydim
çayın buharı bile beni tanımıyordu
masalar küsmüştü dirseklerime
ve rakı bardaklarında
küçük bir ihtilal büyüyordu sessizce
ayaklarım
grevden çıkan yorgun işçilerdi
yürüdükçe dünya pas tutuyordu
bir çocuk ağladı uzakta
ben sustum
çünkü bazı acılar
başkasının ağzında ekmek bıçağı olur
o gece
biraz kömür biraz yağmur biraz da küf koktum
göğsümde eski bir fabrikanın sireni çalıyordu
kimse duymadı
zaten bu şehir
en çok kendi yetimlerini işitmez
sonra sabah oldu
ama sabah dediğin nedir ki
gecenin sırtına geçirilmiş solgun bir gömlek
ben yine çıktım sokağa
bir elim cebimde
öteki elim dünyaya geç kalmış.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.