1
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
47
Okunma
Avamir şehre ilk geldiğinde valizinde kıyafet yoktu sanki, daha çok yarım kalmış kararlar vardı. Bursa’nın sabahı ona kalabalık gibi değil, acele eden bir unutkanlık gibi çarpmıştı. İnsanlar yürüyordu, herkes bir yere gidiyordu ama kimse gerçekten “varıyor” gibi görünmüyordu.
İlk günler sıradan geçti. İş aradı, kapı çaldı, kapılar açılmadı. “Dönüş yaparız” cümlesi şehirde bir selam gibiydi; söyleniyor ama tutulmuyordu. Avamir bunu önce önemsemedi. “Alışırım” dedi. İnsan dediğin şey zaten en çok buna mahkûmdu: alışmaya.
Ama alışmak, bir süre sonra sadece dayanmak olmuştu.
Akşamları eve döndüğünde annesi arıyordu. Her arayışta aynı soru: “İyi misin?”
Avamir her seferinde aynı cevabı veriyordu: “İyiyim anne.”
O “iyiyim” zamanla bir cümle olmaktan çıktı, bir rol gibi durmaya başladı. Sanki telefonda iyi olduğunu söylemezse, şehir onu tamamen yutacakmış gibi.
Bir gün yürürken yol kenarında kurumuş bir ağaç gördü. Ne devrilmişti ne de yeşermişti. Sadece oradaydı. Uzun süre baktı. O an içinden bir şey geçti ama adını koyamadı. Sanki kendi halini dışarıdan izliyordu.
O gece eve döndüğünde telefonunu eline aldı. Annesinin numarası ekranda durdu. Bir süre baktı. Aramadı.
Ertesi gün yine aynı.
Sonra yine.
Şehir büyüdükçe Avamir küçülüyordu gibi değildi aslında. Daha doğru bir şey vardı: Avamir, kendini geri çekiyordu. Gürültü vardı ama ses yoktu artık. İnsanların arasında yürürken bile sanki biraz şeffaflaşmıştı.
Bir akşam, hiç planlamadan aradı.
Telefon çaldı.
Annesi açtı.
Avamir uzun süre konuşmadı. Sanki konuşursa içinde bir şey eksilecekmiş gibi.
Sonra sadece şunu dedi:
“Anne…”
Durdu.
Devam edemedi.
Çünkü bazı cümleler tamamlanınca değil, tam orada kırılınca gerçek oluyordu.
Karşıdan bir sessizlik geldi. Ama bu kez boş bir sessizlik değildi. Dolu bir sessizlikti.
Annesi sadece şunu söyledi:
“Ben buradayım.”
O an Avamir’in içinde yıllardır biriken şehir sesi sustu. Kapılar, sokaklar, beklemeler… hepsi bir anlığına çekildi.
Ve ilk kez şunu fark etti:
O şehirde kaybolmamıştı.
Sadece kimseye “buradayım” diyememişti.
Telefon kapandığında gece aynıydı. Ama Avamir aynı değildi.
Ertesi gün yürürken kurumuş ağaca yeniden baktı. Bu kez kendine benzetmedi.
Sadece geçti.
Çünkü artık bir yer vardı:
Sesinin karşılık bulduğu bir yer.
Ve hikâye orada bitmedi aslında.
Sadece ilk kez devam edebilir hale geldi.
Ben bu şehre umut diye geldim anne,
ama sokaklar adımı bilmeden eskitti beni.
Her köşe başında bir vazgeçiş oturuyordu,
ben hepsine selam verdim… hiçbiri almadı.
Bir pencere açtım kendime anne,
güneş girsin diye değil,
karanlık dışarı çıksın diye…
ama içimdeki gece
sokağa bile çıkmaya üşendi.
Bana “gül” dediler anne,
ben sadece dişlerimi gösterdim.
Çünkü insan bazen
en çok gülerken kırılıyor.
Bir ağaç gördüm geçen gün,
kurumuş… ama hâlâ ayakta.
Kendimi ona benzettim be anne,
yıkılacak kadar yorgun,
ama devrilecek kadar cesur değil.
Kimse anlamadı içimdeki gürültüyü.
Çünkü dışarıdan bakınca
sessizlik sanıyorlar insanı.
Oysa ben her gece
kendi içimde bağırarak susuyorum anne…
Şimdi sorarsan bana
ne kaldı diye…
biraz kırık, biraz küskün,
biraz da alışmışım işte.
Yaşamak dedikleri şey
benim sırtımda eski bir yük artık.
Ve ben hâlâ buradayım annem...
ne bırakacak kadar güçlüyüm,
ne taşıyacak kadar inançlı.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.