2
Yorum
9
Beğeni
5,0
Puan
106
Okunma
Çünkü kimi insanlar gider,
ardında bir ömürlük kış bırakır.
Ve bazı aşklar mezarsızdır;
toprağa değil,
insanın tam kalbine gömülür…
Bugün sessiz doğdu güneş…
Göğün alnında kül rengi bir hüzün vardı.
Sabah, kanadı kırılmış bir kuş gibi düştü pencereme,
ben yine sensizliğin soğuk kıyısında uyandım.
İçimde bir şehir sustu o vakit;
minarelerden ezan değil, ayrılık yükseldi sanki.
Duvarlar bir bir çöktü gecenin koynunda,
tuğlaların arasından çocukluğumun sesi çıktı.
Hatıralar paslı bir bıçak gibi gezdi yüreğimde,
her kesiğinde biraz daha kanadı içim.
Ne zaman yetişebildi yaralarıma,
ne de merhametli bir el dokunabildi ruhuma.
Çünkü bazı acılar vardır;
adı konmaz, dili bilinmez,
yalnızca geceleri büyür insanın içinde.
Bir yanım hâlâ yağmurdan korkan çocuk,
bir yanım sensizliğin ayazında yaşlandı.
Şimdi hangi sabaha uyansam eksiksin,
hangi aynaya baksam gözlerimde senin gidişin.
Aynalar bile yüzümü değil,
içimde büyüyen karanlığı gösteriyor bana.
Ve ben hâlâ
sessiz doğan güneşlerin altında
kaybettiğim kendimi arıyorum…
Sanki ruhum, kırık bir sandalla
zamansız denizlerde sürükleniyor.
Eski bir fotoğrafın kaldı elimde…
Zaman sarartmış kenarlarını,
ama gözlerin hâlâ ilk günkü gibi düşüyor içime.
Bakıp bakıp iç çekiyorum her gece;
sanki birazdan çerçeveden çıkıp
“üşümüşsündür” diye dokunacaksın ellerime.
Her akşam başka bir meyhane masasında
adını bölüyorum kadehlere.
Buzlar eriyor yavaşça,
tıpkı içimde kalan son umutlar gibi.
Bir şarkı çalıyor uzaklardan;
rakı değil sevgilim,
sensizlik yakıyor boğazımı.
Dumanı tavana yükselen sigaralarda
yüzünü arıyorum bazen.
Gece ağırlaşıyor omuzlarımda,
masamdaki yalnızlık büyüyor sessizce.
Garson gözlerime bakınca susuyor;
çünkü bazı acılar anlatılmaz,
yalnızca insanın yüzünde taşınır.
Kalabalıklar içinde en çok sana susuyorum.
Çünkü bazı yokluklar
insanın sesini bile yetim bırakıyor.
Adını anınca içimde kırılıyor zaman,
bir kuyu gibi derinleşiyor geceler.
Şimdi geceler boyu
o eski fotoğrafla konuşuyorum ben…
Sen içinden gülüyorsun,
ben yavaş yavaş eksiliyorum senden.
Bir mum gibi eriyor ömrüm,
damla damla karanlığa akıyorum.
Çıkıp yürüyorum sessiz sokaklarda…
İnan, bilmiyorum nereye gittiğimi.
Ayaklarım beni senden kalan izlere sürüklüyor,
geceyse peşimden ayrılmayan kara bir gölge gibi.
Her köşe başında biraz daha kayboluyorum,
her adımda içimden başka bir şey düşüyor toprağa.
Sokak lambaları bile mahzun bu gece;
ışıkları titriyor benim gibi.
Kaldırımlar yorgun,
duvarlar suskun,
gökyüzü bile başını eğmiş sanki.
Sabah olunca açıyorum gözlerimi…
Uyuya kalmışım
sana veda ettiğim o köşe başında.
Başım duvara yaslı,
ceplerimde kırık düşler,
avuçlarımda tutamadığım umutlar…
Bir tek rüzgâr konuşuyor benimle;
o da durmadan adını fısıldıyor kulağıma.
Ve ben anlıyorum artık;
bazı vedalar bitmiyor sevgilim…
İnsan en çok gidenle değil,
geri dönmeyen umutlarla yalnız kalıyor.
Çünkü kimi insanlar gider,
ardında bir ömürlük kış bırakır.
Ve bazı aşklar mezarsızdır;
toprağa değil,
insanın tam kalbine gömülür…
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.