5
Yorum
13
Beğeni
0,0
Puan
98
Okunma

Çok enteresandır;
Mehmed Âkif Ersoy’un Safahât boyunca en çok yakındığı hâl, hurâfâta gömülmüş ümmettir.
En ziyâde de rehâvete gömülen ümmetin tevekkülü miskinliğe çevirmesinden feryâd eder üstâd.
Günümüzde ise tam aksine bir vehâmet hüküm sürmektedir:
Tedbîr neredeyse her şey sayılırken, tevekkül gitgide kalbin kıyısına itilmektedir.
Oysa bu mesele rakamlarla îzâh edilemez; zîrâ tedbîr aklın, tevekkül ise kalbin amelidir.
Hâl böyle olunca anlaşılıyor ki asıl buhrân akılda değil, kalbin derinliklerindedir.
Ve’s-Selâm...
Dedim: Tevekkül? Dedi: Îmânî bir haslettir.
Dedim: Tedbîr? Dedi: Dünyâya dâir hasrettir.
Dedim: Tevekkül? Dedi: Sâfî tohum ekecek.
Dedim: Tedbîr? Dedi: Cesârete set çekecek.
Dedim: Tevekkül? Dedi: Şer’ân tam müsellemdir.
Dedim: Tedbîr? Dedi: İfrâta varan bellemdir.
Dedim: Tevekkül? Dedi: Tedbîre mâni’ değil.
Dedim: Tedbîr? Dedi: Tevekküle kâni’ değil!..
Müsellem: İnkâr edilemeyen, karşı çıkılamayan, söz götürmez.
İfrât: Herhangi bir konuda çok ileri gitme,
ölçüyü aşma, aşırı davranma, taşkınlık, tefrîd karşıtı.
Bellem: Bellemek yetisi.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.