6
Yorum
20
Beğeni
0,0
Puan
258
Okunma

Merhûm üstâd Yahyâ Kemal Beyatlı’nın "Düşünüş" isimli şiirine nazîredir.
DÜŞÜNÜŞ
Zahmetli yolculukla yaşım vardı yetmişe,
Zihnim, bulunduğum tepeden daldı geçmişe.
Milyonla yıl dönen küre üstünde bir kişi,
Yetmiş yılın hikâyesi bilsin mi geçmişi?
Her yerde var hayâtı birer türlü nakleden,
Lâkin derin görenler usanmış hikâyeden.
Derler bilir hakikati yüzlerce feylesof;
Bir kısmı şek ve şüphede, diğer kısmı hayli kof.
Aksetmiyor çoğunda fikirler ayan beyan,
Hayyâm imiş hakikati az çok fısıldayan.
---
Not: Şiirde maksat Filozofları ya da Felsefeyi yermek değil zinhâr.
Felsefe; hikmeti aramaktır, bu da her mü’minin üzerine farzdır.
Kekîmenin etimolojisine inecek olursak;
φιλοσοφία (Philosophía) iki unsurdan oluşur:
Phílos (φίλος)
= Seven, dost olan, muhabbet besleyen.
Sophía (σοφία)
= Hikmet, bilgelik, derin bilgi, irfân.
Bunların birleşimi: Philo-sophia
= Hikmet sevgisi.
= Bilgeliği sevme.
= Hakîkati arama aşkı.
Bu yüzden filozof (philosophe) da:
Hikmet sâhibi kişi değil, hikmeti arayan kişi olarak anlaşılır.
Bu ayrım önemlidir.
Antik Yunan rivâyetine göre Pythagoras:
"Ben bilge (sophos) değilim; hikmeti sevenim (philosophos)." demiştir.
Filozofların hiç süphesiz kebîr üstâdı Sokrat(es) de:
"Tek bildiğim, bir şey bilmediğimdir." diye buyurmuştu.
Örnekleri fazla uzatmadan, Rönesans sonrası sürüyle "filozof" bozuntuları türedi.
Bunlar bir şey bilmediklerini kabûl etmedikleri gibi, her şeyi "ben" biliyorum vehmine kapıldılar.
Gerçi çok daha önce İslâm diyârında Aristo(teles)’ya merâkla birlikte heves sarınca i’tikâdlar zayıflama baş gösterdi ümmet-i Muhammed’de. O sebebe binâen ulemâ buna set çekmek için "Feylesof"ları kötülemeye başladı.
Sonra körü körüne taklitçiler de Felsefenin kendisini "tû kaka" i’lân etmeye kalkıştılar.
Nitekim bugün Siyonizmin güdümünde olan sözde İslâmî tarîkatlar Felsefeyi kökten reddeder.
Bununla yetinmeyip İctihâd’ı dahi kâfir işi i’lân edenler var. Örneğin Fetö artıkları Süloş(SüleymanCI)lar.
(Yine konuyu fazla dallandırıp budaklandırmadan bir netîceye bağlayayım.
Bu fakîr şunu idrâak etmiştir: Allâh’ın Rasûlü, Hatemu’i Enbiyâ:
"Hikmet mü’minin yitik malıdır, nerede bulursa alır." diye buyurmuş.
Ve daha da önemlisi Nûrî Mubîn Kur’ân, 600-700 defâ aklımızı kullanmamamızı buyurmakta.
Ve’s-Selâm...
Yıllar akıp giderken baktım şu dik yokuşa,
Rûhum misâfir oldu rüyâda uçan kuşa.
Asırlar devrolsa da şu fânî arz üstünde,
Bâkî kalır mı insan, nefesin son gününde?
Boş laflarla avunup yorma sakın kalbini,
Mânâ ehline sor sen, bu dehrin kök rengini.
Hikmet arar feylesof, şüphe dolu aklıyla,
Zâhir kör eder gözü, o yalan yaldızıyla.
Ömür biter nihâyet, gâfil uykudan uyan,
Derûnum imiş meğer, nihânı fısıldayan.
Mâhir kalemlere teşekkürler
Çözülmez bu muammâ, kuru akıl ve zanla,
Hakîkat perdesini, arala feyz-i canla.
Ebuzer Özkan
Kefen giyer düşünce, akıl kendi ağına,
Gönül uçarsa konar, dostun irfan bağına.
Mesut der ki; Derûnî, sözün hikmet aynası,
Bu fâni arza sığmaz, rûhun büyük sevdası.
Mesut Tütüncüler
Esfel-i sahilinden göğe değer mi kanat
Fikri mesai kıldık, bunca şeytana inat
manzuman2
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.