9
Yorum
27
Beğeni
0,0
Puan
255
Okunma

Zamân denilen arsız öğüttü her günümü,
Yollara baka baka duraklarım yoruldu.
Hasretin rüzgârıyla savurdum her dünümü,
Gurbeti çeke çeke ayaklarım yoruldu.
Yüküm ağır gelmeden durulmuyor fırtına,
Yollar çetin kapkara, adımlarım yoruldu.
İçimdeki ben diyor; ukdeni al sırtına,
Gönül bîçâre kaldı, duygularım yoruldu.
Ömür heybem delindi, zâyî oldu o ahtım,
Tükenmiş her nefesten akışlarım yoruldu.
Gündüzü gece sandım, kara yazılmış bahtım,
Gözümün feri söndü, bakışlarım yoruldu.
Sırrımı verdim yele, yankısı dertle döndü,
Bağrımın bağındaki budaklarım yoruldu.
Umut diye yaktığım kandilin feri söndü,
Âhımı heceleyen, dudaklarım yoruldu.
Mâhir kalemlere hürmetlerimle...
Felek vurdu sileyi, koptu gönül telleri,
Feryâdımı haykıran nidâlarım yoruldu.
Mecnûn gibi gezerken şu gurbet elleri,
Yâre doğru uzanan dualarım yoruldu.
Ebuzer Özkan
O günden sonra gelen tüm sözler sağırlaştı
Sözüme sükût geldi, kulaklarım yoruldu
Toplum da yemek misal oturup ağırlaştı
Türküler yaktığım o ocaklarım yoruldu
Mesut TÜTÜNCÜLER
Bu da eşantiyon olarak kebîr üstâd Abdurrahîm Karakoç’un şiirine nazîre değerli kalemden:
Şehirden çikanda kaç sene geçti
Bir tarhana bulgur bir ayran içti
Vardım köye dendi çok önce göçtü
Duy dedi yutkundu eğdi başını.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.