9
Yorum
17
Beğeni
5,0
Puan
386
Okunma
gerinen sular gibi akıp gidiyor ömür
dolup boşalıyor zihnim
ne ortadoğu psikozu ne aşkın cezb eden ateşi
ne babamın kemirdiği gözlükleri
alıp gitti zaman hepsini
sahi neden anlatıyorum bunları siz kimsiniz sahi
ali Allahın ellerini tutuyor
ve çocuklar nasıl ölür baba diye sorup duruyor
utancımdan kahroluyorum
kahroluyorum masallar anlatmaktan
olsun bu dağlar kardeştir demişti ahmed arif
dağlarımda laleler çocuklara sığınak olmak için büyüyecek
pusat olacak annemin seccadesi ve ahmedi hanînin şiirleri
melaye cizeri muska yazacak taze okunmuş dicle sularıyla
bitiricek masallarla büyüyen çocuklar
durmadan boy veren ihaneti...
güldür bu sözlerin hükümdarı
göv bir gök olup ona yağdım tüm yağmurları
bilir bunu annem
sen de bil
sevdim mi bütün hücrelerim müstemlekedir aşka
sevgi yoksa yol çıkmazdır
alsın gitsin herkes neyi varsa
kanımla ıslatılmış bu muhtıra: çocuksu gülüşlerle bölünür zalimlerin uykuları!
yükleyebilsem kendimi şimdi yönsüz bir çığlığa
alır başımı giderdim
giyotinlerini hazırlasın bileylesin kılıçlarını acı
bendim çocuklara masal anlatan bin bir gecede
ve bendim sevdiğimin dudaklarına göv uçurumlar salan mezopotamyada...
kırıldı birdenbire bütün sözcükler
acıyla akmaya başladı ırmaklar
eğnimize körpe kederler taşıyarak
çok yaralandık çok sevdalandık ve aktık o köpüklü sularla
yeni diyarlara taze kahırlarla ulaştık
çok zaman uzaktan seyrettik
şimdi bağdaş kuruyoruz ölüme
şehirlerimizin tam ortasında cesetlerimize ağlayarak
paylaşıldı hayat :
zulüm süslü parlementolara verildi
elimiz boş, haritalar yanmış ve yanlış,
çocuklar ölü
payımıza sürgünler düştü....
şimdi gittim say sevgili seni anan şiirler susacak
ve kötü epilasyonlu adamlar sevecek seni
titrek dudaklarını yetim koyacak yokluğum
ne rüyalara sığınabileceksin artık
seni ne yıldızlar kabul edecek
terk edilmiş her yusuf bendedir
benim en kör kuyu
ve ıssızlığımdan hiçbir kervan geçmeyecek
karışacaksın sen de hayata zamana yayılan rayihalar gibi
kuruyacak dal solacak çiçek
inanacaksın yalanlarına hayatın
şaşırmayacaksın unuttuğuna beni
masallar hep mutlu sonla bitmeye devam edecek
ey hayat alacağın olsun
yaptın yapacağını işte!
ve aşk benim de kanattı ruhumu
yaralarımı gizledim pay ettim sevdalara
böyle böyle çoğaldım böyle böyle çoğaldı kendimi öldürmelerim
alıp başımı gitmelerim
ne narkissostum oysa ne prometheus
ne ateşteki ibrahim
şimdi bu sanrılı halimle karışarak bir şiirin damarına
yalanları ve efsaneleri ve gazzeden amede uzanan ölümcül serüvenleri aşarak
kuşanarak anlamlarını Allah’ın
direnmeye çalışıyorum
kuruyor gün geçtikçe bağçeler
bunca ölüm bunca sürgün rahmet okutuyor çernobile
ah ki bin goethe lazım sefilliğimize
başakları boy vermeden kurudukça toprak
gökyüzü kendini tüketiyor
bin yusuf lazım gördüğümüz kabusları tabire
bin yusuf! bizi doyuracak
işte böyle bizim ellerde solup duruyor yaşamak
dişlerimi sıkıyorum sabırla
yenidoğan bebeklerin ağlamalarında umut arayarak,
avuçlarına parmağımı esir edip kırılan sözcüklere soruyorum
nereye tutunsak acı
yaralarımıza yetecek kadar çiçeği yok artık dünyanın
bilmem ki derdimizi nasıl sağaltsak
soruyorum: halimizi hangi ilahi divana sunalım
kendi ruhumuzun acısını kendi hançeremizde yutkunarak...
babamın ezanlara sığındığı
annemin siyatiğini zemheriyle emzirdiği zamanları özlüyorum
ağlamıyorum artık
hüzünlü gelmiyor bana ne saatin tik-takları ne kağıt kalem sesi
ve kalmadı bir buluta binip uzak diyarlara gitme isteği
zihnim umarsız umman
binlerce mevlana semaha durmakta zihnimde
binlerce jan valjan
abdest alıyorum gazze’yi basan sel sularıyla
çıkıp bir camiye terk ediyorum kendimi
içimi çöle eden ebuzer’le yanyana...
ah ki eskisiyim hüzünlerin
şimdi kadim zamanlardan miras hüzünler toplamakla meşgulüm
çıldırtılmış usum sevdiğim kadınca
taklar kursa azrail yollarıma
ve tebesümle alsa canımı
elbette benden sonra çiçeklenir yüzü sevdiğimin
belki leylak belki begonya
yeni masalcılar bulur kendine dünya
yeni zalimler ve hardal kokusu
ve bulaşır zehirli gülüşüm esmer çocuklara
bir gidişin türküsüyle sırnaşıyorum
her sevişten bin yara alarak
her yarayı bir tenhaya bırakarak kaybediyorum
günahı benimdir fahişelerin katili benim çocukların
mazlum benim yüzümden ah eder durur...
tutup sınasam kendimi yağlı ilmeklerde
salsam ruhumu çıldırmış ırmaklara, uçurumlara
suçlarımı kim üstlenir ki
denizler kadar maviliğimi, umarsız hallerimi,
bencilliğimi hangi cehennemle bölüşeyim
ah ne yangın var yanacak, ne yunacak ırmak
ey suların ay ışığındaki kederi
ey yağmurların rabbi
ey evvel
ey ahir
yutukunup duruyorum beni affet nolur...
5.0
100% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.