8
Yorum
24
Beğeni
5,0
Puan
2497
Okunma

kırmızıydı salının ağzı
keskin fırtına kokusunu
eşiğimize yolluyordu beydağı
ne şarap umurumuzdaydı
ne arapgir üzümü
ne de sekeratı ölümün
soframız kadar sadeydi yüzün
acımız kadar bereketli
gülleri elvan bir bahçeyi
ve hüzünlü şarkıları üfler gibiydin üstümüze...
silkelenmiştim onca keder yüküyle
toplanmıştım savrulduğum imgelerden
kimseler bilmiyordu
cemreydim bir bademin içinde
unutmak istediğim ne varsa kokuyordu
kokuyordu tabağımıza
bilsen aşkın yangını nasıl pembe
nasıl nakışlı bir çanağa dönüşür ağzın
gülümsediğinde
kimseler bilmiyor işte
sen de bilme...
onca kahırdan sonra
canlıyım işte tam karşında
ne çok diken batmış avucuma
avucum ne çok kara
çatal bir nakarattan damlamış yüzüme
bakma!
ne çok azıksız kalmışım
ne çok çingene bakışı
ne çok beyaz
açım
yorgunum
mahzunum
yandığım onca harmandan sonra
karşındayım işte
menemen soğan kokusunda
taze ekmek buğusunda
oy ne fenasın aşk-ı maraz...
5.0
95% (19)
4.0
5% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.