9
Yorum
19
Beğeni
4,7
Puan
160
Okunma
Gece
bir neşter darbesi ile kesilir
ve
kızıllık dökülür...
Göğün damarından
ince bir acı sızar
sessiz
ve
yakıcı...
Bir an durur zaman
nefesini tutar karanlık
ve doğum ile ölüm arasında
ince bir çizgi gibi
sızar aydınlık...
Sabahın tam adı belirsiz
ne gece bitmiş
ne gündüz başlamış...
Tan yerinden
yırtılmış vakitlerin
İçinden
üstü açık taşınırız
sadece
adı kurulmamış
yorgunluklara...
Aynı duraktan biner
farklı hayatların içinden kopar
aynı sessizliğe oturur
Bedenlerimiz...
kimse kimseye değmez
ama
aynı ağırlığı taşır
ruhumuz...
Kimisi camdan dışarı bakar gibi yapar
oysa dışarıya değil
kendi içine düşmüştür
Boşluk içinde bir
Çıkış arar...
Şoförün yüzü eskimiş
Ömrü direksiyon kadar dönerken
gittiği yolları ezberler
ama varacağı yeri bilmez...
Bir kadın var
Koltuğun beşinci sırasında
Çantası her sabah biraz daha
Eskirken
O
her sabah biraz daha eksilir...
Arka koltukta bir adam
ellerini cebinden çıkarmaz
çünkü tutacak hiçbir şey kalmamıştır
kaybetmekten yorulmuş...
ve bir çocuk…
herkesten önce büyüyen
herkesten sonra fark edilen
gözleriyle sorar
“neden bu kadar erken başladı her şey?”
...
...
...
servis durmaz aslında
sadece yavaşlar
duraklarda
inenler olur
ama kimse gerçekten varmaz...
ve biz…
üstü açık bir kaderin içinde
yağmurdan değil
kendimizden ıslanırız...
Adı konur mu bilmem
ama
biz her sabah
aynı yere gider gibi yapıp
aynı yerden eksiliriz...
ve kimse sormaz
“neden bu kadar açık kaldı hayat?”
Turgay kılıç
22/04/2026
22:54
5.0
92% (11)
1.0
8% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.