2
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
109
Okunma
Ne bahar bekledim, ne güldüm güle;
Kuru bir yapraktan öte ne kaldı?
Yel vurdu hasreti, savurdu sele;
Zalim felek, senden öte ne kaldı?
Sevdanın yolları; taşlı, dikenli,
Yüreğim yamalı, bahtım kefenli.
Başım boranlıdır, gözümse nemli;
İki damla yaştan öte ne kaldı?
Gurbet ellerinde geçirdim ömrü,
Bağrıma bastırdım ateşi, közü.
Zülfün teli dertle söyletir sözü;
Emektar bir sazdan öte ne kaldı?
Dost bildiğim yüzler döndü yabana,
Kimse merhem sürmez derin yarama.
Teselli kâr etmez kara bahtıma;
Dilimde duadan öte ne kaldı?
Gönül bir çeşmeydi; aktı, kurudu,
Bahçemde güllerim sarardı, soldu.
Hayat sillesini hep bana vurdu;
Yorgun bir bedenden öte ne kaldı?
Dağlar gibi sustum, feryadım bitmez;
Yandı garip bağrım, dumanı tütmez.
Yâre haber saldım, yine de gelmez;
Bir hoşça sadâdan öte ne kaldı?
Halilî, dünya biter bir gün elbet;
Kalmaz ne saltanat, ne şan, ne şöhret.
İnsan baki değil, sonu bir ibret;
Bir avuç topraktan öte ne kaldı?
Halil Kumcu
Şiirden geriye kalan satırlar:
• Sazın teli zülfün teline değdiğinden beri, dert bizim dilimizde bal olmuştur.
• İnsan dediğin bir ibretlik aynadır; kırıldıkça kendini, bittikçe aslındaki Mevla’yı bulur.
• Hal ehli olmayana derdini açma; yarana merhem değil, tuz olurlar.
• Ömür dediğin bir nefestir; aldın bitti, verdin gitti. Bize kalan sadece gönüldeki o ince sızıdır.
• Dünya dediğin bir han, insan dediğin bir misafir; ne senden öte bir sen kalır, ne benden öte bir ben.
21 Nisan 2026 / Salı / Bartın
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.