5
Yorum
11
Beğeni
5,0
Puan
169
Okunma
Bugün yine erken kalktım.
Güneş doğmadan uyandım bu şehre.
Pencereden uzun uzun baktım dışarıya.
Rüzgâr bir dalı eğiyor, bir yaprağı savuruyordu.
Aklıma sen geldin, baba;
Her sabahın telaşında, her akşamın koşuşturmasında olduğu gibi.
Biraz sessizim bugünlerde,
İçimde büyüyen sızıya kelime yetmiyor!
Ne yana dönsem,
Bir hatıra dokunuyor parmak uçlarıma.
Bir eve sığdırdığın koca ömür,
Öylece duruyor her bir tarafta.
Gece çöktüğünde daha çok konuşuyorum seninle.
Herkes sustuğunda başlıyor içimdeki sesin.
Yarım kalmış cümleler dolanıyor dilimde;
Senin “oğlum…” diye başlayıp sustukların,
Benim “baba…” diye tamamlayamadıklarım gibi…
Giderek büyüyen, içten içe kemiren cümleler.
Baba,
Zaman dedikleri şey,
İnsanın içinden eksilerek geçiyormuş meğer.
Sen gidince anladım:
Bir evin duvarı değilmiş yıkılan,
Bir ömrün direğiymiş.
Biliyor musun, bazen aynaya bakıyorum;
Yanaklarımda senin çizgilerin,
Ellerimde nasırların,
Gözlerimde yorgunluğun.
Sanki birazdan gelip oturacakmışsın gibi karşıma…
İnsan, babasını en çok kendi yüzünde buluyormuş.
Ellerimi cebime koyduğumda,
Sanki sen tutuyorsun hâlâ parmaklarımı;
Saçlarımı karıştıran sensin gibi…
Bir gün yine geleceğim o taşın başına.
Sessizce oturacağım; konuşmadan, ağlamadan.
Sadece seni dinleyeceğim, duyar gibi…
Senin yürüdüğün kaldırımlara basıyorum dikkatle;
Belki bir izine rastlarım diye.
Anılar bir fotoğraf gibi düşüyor önüme.
Gölgen iniyor duvara, ben çocuk kalıyorum yine!
Bakışımda yarım kalmış bir veda…
Ne kadar uzaksa, o kadar yakın şimdi bana!
Şimdi o çocuk, her “baba” seslenişinde,
Her mezar taşında,
Her eski radyo sesinde seni arıyor.
Biraz kırgın, biraz pişman, ama en çok da minnetle dolu.
Çünkü bilir:
Bir evlat, babası öldüğü gün büyürmüş aslında.
Halil Kumcu
24 Mart 2026 / Salı / Bartın
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.