0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
33
Okunma
kurak bir ilkbaharın içinde
adımı unuttuğumu hatırlıyorum
ya da hatırlamıyorum
belki de adımı hiç bilmiyordum
da ben onu hatırladığımı sanıyordum
içimde bir yer sürekli çatlıyor
o ses mi benim
yoksa ben mi o sesin içinden doğuyorum
anlayamıyorum
senin ışığın dokununca
kararmaya başlayan bir şey var içimde
ışık karartır mı
evet karartıyor
ben buna geç uyandım
göğün eteklerinde bir yırtık var hala
o yırtıktan düşen toz
bana iyilikmiş gibi geliyor
ruhuma sürüyorum
belki de iyilikten çok aldanış
sesin uzaktan
hiç bitmeyen bir musluk damlası gibi
ritmi yok
ama ısrarı var
gece beni içine alacak kadar büyük mü
ben mi küçüğüm
yoksa ikisi birden mi
yanmak kısa
sönmek uzun
sevda kibrit gibi bir şeydi belki de
onu ben icat etmedim
ama külünü ben taşıyorum
zaman sırtını dönmüş
ben gurbeti içimde uyutmuşum
uyandığında büyümüş bir yük oluyor
kollarını açtığın gün
hayatın beni nereye astığını seçemedim
bir çivi miyim
bir fotoğraf kenarı
bir gölge
hatta belki
hiç var olmayan bir tutacak yeri bile olmayan bir boşluk
rüzgar esti
düşememek ne tuhaf bir kader
caziben yıldızları kesen bir bıçak gibi
saçlarından dökülüp beni yaralayan bir ışık
gölgeye sığındım
çünkü başka yer yoktu
bakışın perdeyi kapatıyor içimde
ben de o karanlığa teslim oluyorum
çünkü karanlık bazen daha dürüst
aklım makas
unutulmuş
paslı
ağzı kapanmıyor bir türlü
kesemiyorum içimde uzayan sesi
kuruyorum
insan kururken önce dili çatlıyor
sonra cümleleri
benim cümlelerim çoktan fısıltıya döndü
hücrelerim bile susuz
kuytuda saklanıyorum
çekmecenin dibindeki mendil gibi
belki kimsenin aramayacağı kadar unutulmuş bir yerde
orada sürünüyorum
kırık bardak kıymıklarının adlarını biliyorum artık
mehtabım
senin ışığın boynuma gölge oldu
hiçbir dara ipi bu kadar sessiz olmazdı
ama seninki o kadar sessizdi ki
duymadım bile
aşk bende eksildi
sende büyüdü
ben azaldım
sen aydınlandın
kıyıya vuran bir defterim
harflerimi dalga siliyor
içimde bir tek senin yanığın kalıyor
ışığın sanıp öptüğüm o karanlık
en büyük yanılgım
şimdi düşünüyorum da
belki de hiç filizlenmedim ben
belki toprak beni reddetti de
ben bunu büyüme sanıp sevindim
insan bazen
reddedilişini bile nimet zanneder
içimde buna dair bir utanç var
adı yok
sesini çıkarınca kendimi duyuyorum
duydukça daha çok susmak istiyorum
çünkü kelimeler
hep bana batıyor
senin ışığının altında toplanan gölgeler var
kimi bana ait
kimi değil
ama hepsi üzerime abanıyor
nefesim daralıyor
o daralma bile
sanki bir tür alışkanlık olmuş
insan acıya alışınca
ona benimsin diyor
ben de dedim galiba
zaman zaman içimde
küçük bir çocuk sesi var
gitme diyor
kime diyor bilmiyorum
belki sana
belki bana
belki kimseye
bir uğultu bu
başımın içinde dönüyor
bazen senin adını alıyor
bazen sessizleşiyor
bir adım atsam kırılacak bir şey hissi var
bazen atmıyorum
bazen atıyorum
ve kırılıyor
ellerim boşluğa uzuyor
boşluk beni geri itiyor
bütün aynalar yüzümü unutmuş gibi
bakınca başka biri var
belki yok
belki hiç olmadım
kendi kendime yanılmakta ustayım
içimde kurduğum tuzaklar dolaşıyor
senin gölgen hala kapıda
hem çağırıyor
hem susturuyor
hangisini seçsem
diğeri eksikliğimi yüzüme çarpıyor
uyuyamıyorum
uyanamıyorum
ikisinin arası
uzun bir karanlık koridor
adımlarım yok
yankım var
senin adını artık duymuyorum
duysam da tanımıyorum
ışığın bana dokundukça kararmamı
açıklayamıyorum
belki de en doğrusu
susmak
ve yürümeye benzer bir hareketsizlikle
içime doğru düşmek
çünkü düşmek
bazen en dürüst yürüyüştür
içimde hala bir yer ağrıyor
o ağrı
senin kadar gerçek
senin kadar uzak
senin kadar geçmeyen
bahar geldi mi bilmiyorum
belki gelmedi
çünkü içimde hep eksik bir hava var
ne kokuyu alabiliyorum
ne rengi görebiliyorum
çiçekler açsa da
yaprakların sesini duyamıyorum
senin sevinçlerin doluyor etrafıma
ama ben
yerimde donmuş bir çocuğun bakışında kalıyorum
içimde binlerce yaprak var
ama hiçbiri tam değil
kırılıyor
düşüyor
rüzgar bile bana dokunmuyor
sadece geçip gidiyor
ben arkamda kalan boşluğu hissediyorum
kirpiklerimde biriken yağmur
gözlerimden süzülüyor
tutmaya çalışıyorum
tutamıyorum
ellerim de kurumuş
kalbim de
yılların birikimi gibi bir ağırlık var üzerimde
kimse fark etmiyor
sen fark etsen
belki gülersin
bana değil
kendine
çünkü herkes kendi güneşine bakıyor
benim gölgemde kimse yürümüyor
yalnızım
çok yalnız
sokaklar dolu
ama içleri boş
insanlar geçiyor
adlarını bilmediğim sesler
sen de git diyorum bazen
sonra kendime kızıyorum
çünkü gitmek istemiyorum
çünkü burada
bir parça hayatım var hala
kurumuş bir çiçek gibi
kollarımı açıyorum
kimse tutmuyor
tutsa da taşıyamıyor
bahar
sen geliyorsun
ama içimdeki ezgi hep eksik
her adımda biraz daha azalıyorum
bazen nefesimi tutuyorum
çünkü nefes almak
hatırlamak demek
hatırlamak acı
ben acıyı seviyorum
ama yoruluyorum
yoruldukça daha derine gömülüyorum
bir yer var
oraya saklanıyorum
kimse göremiyor
ben bile
belki sen görüyorsun
ama bakmıyorsun
belki sen de eksiksin
o yüzden susuyorsun
susmak kolay
konuşmak ağır
içimdeki fırtına dinmiyor
gözlerim ıslak
ruhum yorgun
geçmişim kırık
geleceğim belirsiz
her bahar geldiğinde
bir parça daha eksiliyorum
bir parça daha görünmez oluyorum
ve kimse fark etmiyor
senin ışığın değse de
senin gülüşün düşse de
ben hala yerimde
bekliyorum
belki bir gün seni görecekmiş gibi
ama o gün gelmeyecek
çünkü bahar
hiç eksik kalanı tamamlamadı
hep yarım bıraktı
hep bir boşluk
ben o boşluğun içinde sürünüyorum
çiçeklerin
kelebeklerin
yıldızların
hiçbir anlamı yok
çünkü ben hala eksik
hala yalnız
hala seni bekliyorum
ama sen gelmeyeceksin
o yüzden sessizim
o yüzden susuyorum
içimdeki eksik hava
hep aynı
hep soğuk
hep kırık
ve ben
onunla yaşamaya alışıyorum
belki de başka bir şey bilmiyorum artık
içimdeki ezgi devam ediyor
kırık düşlerimin arasında
sessiz
ama kaybolmayan bir yankı gibi
adımlarımı sayıyor
düşlerim
kendi gölgeme çarpıyor
ve ben hala bekliyorum
hala eksik
hala yalnız
hala baharı arıyorum
ama belki hiç gelmeyecek
ve ben buna alışıyorum
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.