0
Yorum
13
Beğeni
5,0
Puan
151
Okunma
yüzlere küs gôzlerimle
hayatımı görmezden gelemezdim
kedinin kuyruğunu takip etsem de
koyunun yününü ip bulacaktı
bunalmış atlarıyla durgunluğum
yarışı iplemeyen yavaşlığım
yoklama yapan acılarım
ayakkabısının sözünü dinleyip
çekeceği yanında taşıyan
aylaklaşmış bir adımla
öbeğimi dünyaya bağlamıştım
bu kadardı diye seyrelen bir çizgide
kaçın kurasınca pek saf bulunmuş
ağaçta sallanan naylon poşete üzülmüş
yalnızca yeşile gülümseyen kırlangıcı görmüştüm
yine de bir monitör gibi mecburen açılıp kapanan gözlerimle poşetteki yazıyı okumuş
bir zincir marketin indirimleri akordeon gibi esneyip
kağıttan yelpaze yaptığım zamanlara götürmüştü
herkes yol çizgilerini bir ip gibi çözülerek takip etse de
yine de kaderden daha kıvrak bir eder tanımamıştım
zeytinyağlı yemeklerden ziyade o yemeklere tapanlara bir çift sözüm vardı,
uzak uzlaşmadır
Yani dünya hayatı ve zeytinyağlılar
önce bir yay gibi gerilip uzağa düşürmüş, ardından hedefi unutturmuştu
rüya rüyanın içinde, dünya bünyanın içindeydi.
insan zaten kendiyle evli kendiyle leylaydı
dündeki acı veriyordu, düne döne uzaklaştım, meğer anbean anı kovalıyordum
kaba sesler incitince kuş seslerini kaydetmeye başladım
çünkü hakikati tekrarlayan bir ağzı var doğanın
kadınları ve erkekleri barıştıran
parayı ve cepleri buluşturan
evleri ve gökleri konuşturan da oydu.
5.0
100% (2)