2
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
57
Okunma
Bugünlerde saatler durmuş gibi…
Geçmiyor zaman.
Uykunun en derin yerinde bile uyuyamıyorum.
Her günüm dünden farksız;
şarkılar dinliyorum, efkâr üstüne efkâr birikiyor içimde.
Sabah biraz hava almak için çıktım.
Bir parka vardım, sessiz bir bankın üzerine oturdum.
Tam o anda…
Birden suretin belirdi yanımda.
Konuşmak istedim seninle.
Hasretimi anlatmak,
özlemimi dökmek istedim avuçlarına.
Neden gittiğini sormak istiyordum,
bir tek kelimeyle bile olsa içimi hafifletmek.
Ama hiçbir şey soramadım sana.
Büyülenmişti gözlerim,
mühürlenmişti o an dillerim.
Sadece baktım…
Gözlerine,
gülümsemene,
ve içimde yankılanan o eski günlere.
Zaman yine akmadı o an,
sanki dünya durmuştu.
Ben bir bankın üzerinde,
sen bir hayalin içinde,
iki yabancı gibi bakıyorduk birbirimize.
Oysa içimde hâlâ aynı cümle vardı:
“Keşke gitmeseydin…”
Şimdilerde farklı bir şehirde,
farklı bir gökyüzüne bakıyorsun.
Belki başka sokaklardan geçiyor adımların,
belki başka rüzgârlar dokunuyor yüzüne.
Ama ben…
hâlâ bıraktığın yerdeyim.
Bir akıntı gibiyim şimdi,
düşünceli, dalgalı,
bir deniz misali içim.
Biraz üşüdüm.
Kalktım o banktan,
yürüdüm sokak sokak.
Adresim yoktu artık,
adımlarımın varacağı yer de belli değildi.
Gittiği yeri bilmeyen bir yolcu gibi
savruldum gecenin içinde.
Her köşe başında seni aradı gözlerim,
her lambanın altında bir gölge sandım seni.
Ama şehir sustu,
yollar sustu,
ve ben yine anladım ki…
Bazı insanlar gider,
ama onların yokluğu
insanın içinde kalır.
İşte öyle bir şey bendeki de…
Yokluğun içimde kaldı.
Ruhumu boğuyor,
sanki nefes alamıyorum.
Yıllanmış takvim yaprakları var duvarımda,
gittiğin o günde kaldı zaman.
Hiçbirini koparamıyorum,
parmaklarım varmıyor dokunmaya.
Çünkü korkuyorum…
Eğer o günü koparırsam,
sanki sen de tamamen gideceksin hayatımdan.
Belki dönersin diye,
belki bir gün kapı çalar da
sesin yeniden düşer bu eve diye,
bekletiyorum o günü takvimde.
Belki dönersin…
ve biz yine
kaldığımız yerden
devam ederiz diye.
Bir süre sonra Şirin Evler dolmuşuna bindim.
Tam da birlikte oturduğumuz koltuğa,
cam kenarına…
Ele ele tutuşup yürüdüğümüz kaldırımlara baktı
buğulu gözlerim.
Damla damla yaşlar süzüldü yanaklarıma.
İnsanlar garip garip bakıyordu yüzüme.
“İnecek var…” diye bildim sadece,
ve indim.
Gönlümün son durağında,
bir duvara yaslandım.
Hıçkıra hıçkıra ağladım,
içimin ateşi sönsün diye.
Ama sönmedi…
Harlandı.
Yüreğimdeki yangın büyüdü.
Kala kaldım oracıkta.
Kendime geldiğimde
bir hastane odasındaydım.
Kaybetmiştim kendimi.
“İyi misiniz?” dedi doktor.
Gözlerimi kırptım sadece,
“İyiyim…” der gibi.
Odanın kapısında yine belirdi suretin,
ama bu kez üzgün bakıyordun.
Kalktım…
yavaşça doğruldum yataktan.
Sana seslendim tekrar,
adını fısıldadım sessizliğe.
Ama sen yine konuşmadan gittin.
Sonrası mı?
Sonrasının artık bir önemi yok.
Hikâyemiz sensiz,
şarkılar sensiz,
bu şehir sensiz…
Kısacası
ben sensiz kaldım.
Ama artık bildiğim bir gerçek var ki;
senin aşkın,
beni de
kendimsiz bıraktı sevgili…
5.0
100% (1)