1
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
254
Okunma

Mus’ab kardeşim,
Gece uzun…
Ama karanlığın da bir sabrı var;
fazla kalamaz,
çünkü hakikat güneşi er ya da geç doğar.
Ben sana bugün dünyanın haritasını değil,
insanlığın yarasını yazıyorum.
Haritalar değişir, sınırlar silinir;
ama mazlumun ahı
yeryüzünün damarlarında dolaşan bir ateştir.
Şimdi çağ dediğin şey
bir sera gibi kurulmuş üstümüze;
içinde yapay ışıklar, sahte mevsimler,
hakikatin yerine konmuş plastik çiçekler var.
İnsanlar güneşi unutuyor,
yağmuru unutuyor,
Rabbin rüzgârını unutuyor.
Birileri yeryüzünün ilahlığına soyunmuş, Mus’ab.
Gökyüzünü bile ölçmeye kalkıyorlar;
oysa kalplerini tartacak bir terazi kuramadılar.
Ve ne acıdır ki
bazı beldelerde
Allah’a dayanması gerekenler
saray gölgelerinde titriyor.
Ben sana öfke yazmıyorum kardeşim,
ben sana uyanış yazıyorum.
Gazze’den geçen rüzgâr
bize bir şey fısıldıyor:
Bir çocuğun ömrü bazen bir kelebek kadar kısa,
ama bıraktığı iz
bir çağın vicdanını uyandıracak kadar büyük.
Çadırlarda kış gecesi…
Anaların elleri soğuktan çatlamış,
ama duaları hâlâ sıcak.
İşte orada anlıyorsun Mus’ab;
iman bazen bir battaniyeden daha fazla ısıtır insanı.
Bir tuzak kuruyorlar,
masalar kuruyorlar, sözler veriyorlar,
sonra gökyüzünden ölüm bırakıyorlar.
Bu, insanlığın utancıdır.
Ama bil ki
ihanetin de bir son kullanma tarihi vardır.
Yeryüzünde zulüm çoğaldığında
Allah bazen tarihin sayfasını yavaş çevirir;
insanlar sabrı öğrensin diye.
Mus’ab,
biz romantik kahramanlık aramıyoruz.
Biz sadece şunu biliyoruz:
Hakikat susarsa
gelecek nesiller yalanı tarih zanneder.
Bak, çağın en büyük savaşı
tanklarla değil zihinlerle yapılıyor.
Bir medya sesi yükseliyor
ve insanların kalbini susturuyor.
Doğruyu söyleyen “aşırı”,
suskun kalan “akıllı” ilan ediliyor.
Ama biz biliyoruz:
hakikat çoğunlukla sessiz başlar.
Kerbelâ’nın rüzgârı hâlâ esiyor Mus’ab.
Çöl kumları hâlâ konuşuyor.
Bir taraf güçtü,
bir taraf haklıydı.
Tarih hâlâ o cümlenin cevabını yazıyor.
Bugün de aynı soru gökyüzünde asılı:
Güç mü haklı,
yoksa hak mı güçlü?
Ben sana Medine’den gelen bir ışığı anlatayım:
O ışık ne bir ordudur
ne bir imparatorluk.
O ışık
insanın kalbinde Allah’tan başka sığınak bırakmayan bir nurdur.
İşte o nur yeniden doğarsa
zulmün bütün kuleleri gölgeye dönüşür.
Mus’ab kardeşim,
bazen düşünüyorum:
Biz bu çağın çocuklarına ne bırakacağız?
Korku mu?
Sessizlik mi?
Yoksa hakikatin ayak izlerini mi?
Ben istiyorum ki
onlar bir gün geriye bakıp desin:
“Bir zamanlar karanlık büyümüştü
ama bazı insanlar
ışık ekmeye devam etti.”
Belki biz hasadı göremeyiz.
Ama tohum bizim elimizde.
Ve şunu unutma kardeşim:
Zalimlerin tarihi kısa,
mazlumların duası uzun olur.
Bir gün gelecek,
gürültüyle konuşan imparatorluklar susacak;
ama sabırla konuşan hakikat kalacak.
Ben bu mektubu sana
umutsuzluk için değil,
ufuk için yazıyorum.
Çünkü biliyorum Mus’ab:
Gece ne kadar ağır olursa olsun
sabahın gelişi daha görkemli olur.
Selam olsun
hakikati incitmeden söyleyenlere,
zulme boyun eğmeyenlere,
ve kalbinde hâlâ
Medine’den bir ışık taşıyanlara.
Erol Kekeç/01.03.2026/Sancaktepe/İST
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.