1
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
31
Okunma
Telefonun sesi açık olmasına rağmen
yazmış mı diye bakacak kadar sevmeyin kimseyi.
Ziyan olursunuz.
Bir masanın üzerinde duran telefon
ekranı yukarı bakarken
insan da kaderine bakar gibi bakar ona.
Sessizlik çalar bazen kapıyı,
ne bir titreşim vardır
ne de bir ses.
En ağır zil sesi
işte bu sessizliktir.
Bakmam dersin kendine,
ama elin gider.
Kalbin, aklından önce varır ekrana.
Bir umut daha eklenir
gelmeyen cümlelerin sonuna.
Sevmek sanırsın bunu;
bir başkasının boşluğunda
kendini çoğaltmaya çalışmak.
Dakikaları saymak,
saatleri harcamak,
kendinden eksiltmek pahasına
bir “yazıyor” mucizesi beklemek.
Oysa sevmek,
telefonu sessizde unutabilmektir biraz.
Dünya dönerken
kalbin yerinde durabilmesidir.
Geç cevaplarda kendini suçlamamak,
okundu görüldüde
kendini silmemektir.
Çünkü bazı sevgiler
insanı büyütür,
bazılarıysa
fark ettirmeden tüketir.
Bir bakarsın,
varlığını bir mesajın gelişine bağlamışsındır;
gelirse varsındır,
gelmezse yoksun.
İşte orası tehlikelidir.
İşte ziyan tam orada başlar.
Unutma,
her sessizlik derinlik değildir.
Her yokluk
anlamlı bir susuş sayılmaz.
Kimi cevap vermez çünkü meşguldür,
kimi çünkü umursamaz.
Ayırt edemediğin yerde
kalbin yorulur.
Yorma kalbini.
O, bir mesajdan daha fazlasını hak eder.
Bir gün,
telefon masada dururken
sen pencereden dışarı bakabildiğinde,
gökyüzünün rengine dalabildiğinde,
kimse yazmıyor diye
eksilmediğini hissettiğinde
anlayacaksın:
Sevmek,
beklemek değildir yalnızca.
Sevmek,
kendini kaybetmeden kalabilmektir.
O yüzden,
telefonun sesi açık olsa bile
hayatını sessize alma kimse için.
Bir mesaj uğruna
ruhunu uçak moduna sokma.
Giden gider,
yazmayan yazmaz.
Ama sen,
kendinden gitme.
Çünkü insan
en çok kendini ihmal edince
ziyan olur.
Kadir TURGUT
5.0
100% (1)