2
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
34
Okunma
Ey dilrûbâ…
Bilmem hangi hicran gecesinin koynundan düştün de
Ömrümün en mamur yerine virâne kurdun.
Seninle başlamadı bu kıssa belki,
Lâkin seninle çöktü içimdeki bütün âsûde iklimler.
Şimdi hangi semâya baksam
Bir gurbet akşamı siniyor kirpiklerime;
Hangi rüzgâr ilişse tenime,
Sanki yokluğunun kefeni örtülüyor üzerime.
Hayat dedikleri şey meğer,
Tahakkuk etmemiş ihtimallerin mezarlığıymış.
Bir yanımız “belki” diye soluk alırken,
Öte yanımız “keşke” diye can verirmiş sessizce.
Ve insan en ziyade,
İçine gömdüğü kelimelerin ağırlığı altında çökermiş.
Ben seni öyle gelip geçici bir hevesin gölgesinde sevmedim.
Ne bir mevsimlik meyildi bu,
Ne de birkaç güzel söze aldanan bir gönül ihtirası…
Seni,
Asırlardır yarım bırakılmış bir duanın
Son âmin’i gibi sevdim.
İsmin dudaklarımdan her döküldüğünde
Ruhumun karanlık dehlizlerinde kandiller tutuşurdu.
Bakışların değince üzerime,
Sanki bütün kevn ü mekân bir anlığına sükûta bürünürdü.
Ve ben,
İlk defa bir insanın gözlerinde
Kendime secdegâh bulurdum.
Lâkin sen,
Göğsümün altında her gece kıyametler koptuğunu bilmedin.
Bir tebessümünün nelere mâl olduğunu,
Suskunluğunun kaç geceyi harabeye çevirdiğini görmedin.
Ben içimde sana koca bir ömür kurarken,
Sen yalnızca geçip gittiğin bir mevsim sandın beni.
Ey gamzede sevgili…
Bir insan bir diğerinin ruhunda
Bu denli büyük bir harâbiyet bırakabilir mi?
Senin ardından içimde öyle derin uçurumlar peyda oldu ki,
Artık hiçbir tebessüm erişemiyor dibine.
Geceler desen…
Her biri matem libâsı giymiş birer cenaze alayı.
Her biri,
Yokluğunu omuzlayıp geçen karanlık bir kervan.
Bazen düşünüyorum da;
Belki de kader dedikleri şey,
Tam vuslata ramak kala
Hicrana mahkûm olmaktır.
İnsan en çok da
“Olurdu belki…” diye başlayan cümlelerde boğuluyor.
Çünkü tahakkuk etmeyen saadetler,
Gerçekleşen felaketlerden daha ziyade yakıyor kalbi.
Şimdi sensizliğin ortasında
Bir metruk han gibiyim.
Kapılarım kırık,
Pencerelerim rüzgâra teslim…
İçimde yankılanan her hatıra,
Maziden kalmış bir mersiye gibi dokunuyor ruhuma.
Ve ben her gece,
Küllerinden dirilmeyi unutan bir ankâ misali
Kendi harabemde dolaşıyorum.
Ah…
Ne vakit yağmur düşse semâdan,
Senin gözlerin geliyor aklıma.
Ne vakit bir ney inlese uzaklarda,
İçimde kapanmayan yaraların sesi yükseliyor.
Zira bazı insanlar gitmez sevgili;
Sadece suretlerini alıp giderler.
Acıları kalır,
Hatıraları kalır,
Bir de insanın göğsüne çöken o tarifsiz ağırlık…
Ben artık anladım ki;
Muhabbet dediğimiz şey biraz da helâktir.
Birine ruhunu teslim edersin,
Sonra kendi enkazının altında kalırsın.
Ve hiçbir ayrılık,
Bir zamanlar “yuvam” dediğin gözlere
Yabancı kalmak kadar incitmez insanı.
Şimdi anlıyorum ki sevgili,
Bazı insanlar kalbimize misafir olmaz;
Doğrudan kaderimize yazılır.
Ne unutulurlar,
Ne de tamamıyla hatırlanırlar…
Bir sızı gibi yaşarlar insanın içinde.
Vakit geçer, şehirler değişir, yüzler eskir;
Fakat bazı acılar
İlk günkü tazeliğiyle oturur insanın ruhuna.
Ve sen…
Bende artık bir insan değil,
İçinden çıkamadığım bir mâzi oldun.
Ne zaman gecenin koyusu çökse semâya,
İçimde senin adınla başlayan eski bir ağıt uyanıyor.
Ben sustukça büyüyor yokluğun,
Ben unuttum sandıkça
Daha derine kök salıyor hatıran.
Şimdi senden arta kalan şey,
Bir avuç hüzün değil sadece…
Bir ömrün en güzel yerinden koparılmış
Koskoca bir eksikliktir.
Kadir TURGUT
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.