14
Yorum
25
Beğeni
5,0
Puan
149
Okunma
Vakit yaklaşmakta...
Esintin bu gece hafif,
ama
sözlerimi taşıyacak kadar
kuvvetli...
Karşımda durur eski nehir...
İçinde bir ışık süzülür...
Ve hafızam..!
Ve gönlüm!
Bu sahneyi hatırlar...
“Bir ateş yaktım bu gece,
Dedim ki: Ey Ece...”
Nehir bu ezgiyi çağırır
karanlık suları ile.
Bu ne bir türkü,
ne de suskun bir uğultu...
Ateşe doğru yürüdüm;
alkış tutar
kor kor alevi ile.
Bu ne bir övgü,
ne bir sitem...
Durdum...
Gökteki ay
Son dördüne dönüşürken,
rüzgâr ile perçinlenen sözlerim
bir kararın eşiğinde...
Ey mabedim,
Taş Divan..!
Kapına kilidi vurdun.
Artık o testi dolup taşacak.
Ne bir el, ne bir göz
bilmeden,
ne de kabrine bir beden
sırtlanacak...
Kurumak mı,
çürümek mi
niyetin?
Bu yolda kanayan kalbim gibi,
yoksa ruhumu da mı sınarlar?..
Şimdi bu Nehr-i Ateş
benim durağım...
Vaktiyle
burada yazdım
Zümrüdü Anka’yı
ve burada yaktım...
Şimdi seneler küllerini bu nehre doldurdu,
buhar buhar bu yurda dağıttı rüzgârın...
Bu ateş yine aynı yerde yanar...
Bu gece,
ayın son dördünde...
Şimdi aradaki fark:
Kalbimin bu yaralara tahammül edeceğini
düşünemezken,
değil bir,
bin kalp de taşısam
bu yola feda...
Bu ikinci eşiği geçmek için
benden ruhumu, yakmamı
istersin,
bilirim...
Benden seni de saklamamı istersin,
Ey Taş Divan..!
Bedenim Şehr-i Sultan’da,
gönlüm Divanın da,
ruhum ise bu ateş ile
Zümrüdü Anka’ya ulaşsın
istersin, bilirim...
Ay senin gibi ince bir hilale dönerken,
vakit...
tam da
o vakit...
Senin merdivenden inişin gibi,
son basamaktayım;
ne üzgün, ne güleç...
Sunarım ruhumu
Nehr-i Ateş’e;
ne üzgün, ne de güleç...
Peki ben bu hafif esen rüzgâr kadar
kuvvetli miyim?
Turgay Kılıç
15/02/2026
5.0
100% (20)