2
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
34
Okunma
Sabahlar bende
bir yerden başlamaz,
bir şeye çarpar.
Musluğun ağzında bekleyen o soğuk
elimi değil,
direncimi tutar.
“Uyan” demez,
“dağılma” der.
Aynaya küstüm.
Yüzüm artık bana ait değil;
yokluğun provası gibi.
Işık değişir,
karanlık ezberini bozmaz.
Masada bir kırıntı var,
zamanını bilmiyorum.
Silsem
bir şey daha eksilecek içimden.
Bırakıyorum.
Bazı dağınıklıklar
hayatta kalma biçimi.
Sokak adımı bilmiyor.
Otobüs kartı geçiyor,
kalbim turnikede kalıyor.
Makine “bip” diyor,
ben demiyorum hiçbir şey.
İş yerinde sesler
üst üste düşüyor.
Cümle kuruyorum,
yarısında kelimeler yoruluyor.
İsimler ağır geliyor artık;
zamirlerle idare ediyorum hayatı:
biri,
şey,
öyle.
Öğlen
sandviçin ortasında bir suskunluk var.
Dişlerim ekmeği kesiyor,
gün beni.
Sonralar
hep daha ağır.
Saatin akrebi
göğsümün içinde dolanan bir kıymık.
Dakikalar
tıkanıp kaldıkları yerde
beni bırakıyorlar.
Vitrinde bir ceket görüyorum.
Omuzları dik.
Denemiyorum.
Benim omuzlarım
uzun zamandır eğik.
Eve dönüşte
aynı taş,
aynı tökezleme.
Şehir
düşüşümü benden iyi biliyor.
Kapıyı açınca
yalnızlık gelmiyor;
onun kokusu geliyor.
Yıkanmış bir gömleğin
geçmeyen sabrı.
Tezgâhta bir bıçak ışıldıyor.
Ekmek için yeterince masum,
hatırlamak için fazla dürüst.
Dokunmuyorum.
Bazen yaşamak,
çekmeceleri kapalı tutmak.
Radyo açık.
Kimse şarkı söylemiyor.
Sözler
boğazıma ilişmiş iğneler.
Susuyorum.
Suskunluk büyüyor,
odanın gölgesi halının üstüne uzanıyor.
Gece
hep aynı yer.
Yatağın boş tarafı
bir sınır çizgisi gibi.
Elimi uzatınca
mermer bir soğuk.
Uyumakla ölmek
aynı kelimenin
iki ürkek hâli gibi.
İkisine de gücüm yok.
Bazen kapıya gidiyorum.
Kilidi çeviriyorum.
“Şimdi” diyorum.
Başımı dayayıp bekliyorum.
Hiçbir şey olmuyor.
En çok da bu
yoruyor insanı.
Sonra
mutfak penceresinde
rüzgâr perdenin ucunu kaldırıyor.
Masadaki kâğıt kıpırdıyor.
Adın değil,
tarih yazıyor.
Bugün.
Anlıyorum:
yaşamak,
ölüme kafa tutmak değil.
Bugünü
heceleyerek geçmek.
Ayakkabımın bağı çözülmüş.
Oturup bağlıyorum.
Küçük bir iş.
Ama düğüm tutunca
içimde
çok yavaş bir kapı
bir parmak aralanıyor.
Yarın için söz vermiyorum.
Sadece sabaha
bir çay kaşığı kadar güç bırakıyorum.
Yeter mi,
bilmem.
Ama bu kez
ölmeden önce
bir kez daha
yorulmak istiyorum yaşamaktan.
Geriye
kısacık bir cümle kalıyor:
Gidenin izi solur,
kalanın soluğu çoğalır.
Ve ben
çok yavaş,
çok dikkatle
aldığım her nefeste
adını anarak ya da anmadan
yaşıyorum.
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.