1
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
71
Okunma
1
bir su kenarında unutulmuş
oyuncak bebeğin içini çeken sessizliği var içimde
ve ağlamayı bilmeyen çocuklar kadar yorgunum
gökyüzü,
eskiden hatırladığım bir gülüşe benziyor şimdi
ama ne gülüş kalmış ne gökyüzü.
kırık bir saat gibi çalıyor içimde
zamanın en çok sustuğu yerden
ne yana dönsem
bir ses eksik
bir şarkı çalınmamış
bir şiir okunmamış
bir adım atılmamış kalıyor
iç çekişlerim bile
yarım.
o gün sabah olmadı mesela
kuşlar öylece konakladı yokluğun eşiğine
seni seslendiren her şey
bir daha dönmemek üzere sustu
radyoda yarım kalan şarkı gibi
hep aynı yerden acıtıyor.
sol yanımda
bir çukur var
içine ne dua doluyor
ne şiir sığıyor
ne de kalabalık bir suskunluk…
senin yerine konan hiçbir şey
senin yokluğunu taşıyamıyor
ve hiçbir sessizlik
senin sesini örtemiyor.
günlerden hep aynı,
ama her gün biraz daha eksiliyor içim
bazen,
adını bilmediğim bir şehre gitmek istiyorum
sırf kimse sormasın diye
"hala bekliyor musun?" diye.
çünkü bazı bekleyişler
birinin gelmesi için değil
bir sesin unutulmaması içindir.
ve ben
o sesi,
hala içimde saklıyorum
bir gülüş gibi,
bir ninni gibi,
bir "merhaba" gibi
bir daha asla duyulmayan.
2
geceler büyüdükçe küçülüyor içimdeki umut
odamın köşesine sinmiş bir vedasızlık var
perdeler uçmuyor artık
rüzgâr bile seni unuttu galiba.
bir bardak kırılmış gibi
dağıldı içimdeki ahenk
cam kırıklarıyla susuyorum
dilinle topladığım cümleleri
şimdi
gözlerimle kuruyorum yeniden
dudaklarımda eksik kalan bir "nasılsın"
ve hiç gönderilmeyen mektuplar gibi
yığılıyor sesin
sustukça çoğalıyor içimde
bir çınar ağacının
kökünden vazgeçmesi gibi.
sen gideli
zamanlar geri saymıyor
takvim
aynı ayı kırk kere doğurdu
ama bir türlü
seninle başlayan günü
doğuramadı.
penceremin önündeki çiçek solmadı
sadece
bir daha kimseye açmadı yapraklarını
çünkü bazı bekleyişler
sadece bir kişi içindir
ve kimse ona benzeyemez.
şimdi
bir yabancının gülüşünde
kendimi tanımaya çalışıyorum
ama olmuyor
çünkü bazı sesler
bir kez dokunur içimize
ve bir ömür yankılanır
kimse duymasa da.
sol yanım hâlâ
bir boşluğu sarıyor geceleri
ve ben hâlâ
adını anmadan
sana şiir yazıyorum.
3
bir rüyadaydım dün gece
eski bir evin önünde
kapısı paslıydı, menteşesi sendi
açılınca
o sustuğun ses döküldü içeri
ne söylediğini hatırlamıyorum
ama içim ısındı birden.
sabah uyanınca,
ağzımda senin sesinin kırıkları
yatağımda terli bir özlem
gökyüzü hâlâ aynıydı
ama kuşlar
bu kez başka türlü ötüyordu
sanki susmamışsın gibi.
ayna buğuluydu
üzerine parmağımla
“geldin mi?” yazdım
cevap vermedin
ama bu sefer
cevapsızlık bile
teselli gibiydi.
mutfağa geçtim sonra
çay demlendi, ama iki bardak
biri hâlâ boş
hani belki gelirsen
içersin diye.
yıllardır
her gece aynı kapıyı kapatırken
bir ihtimalin gıcırtısıyla
kapatıyorum içimi
ama bu kez
rüyada kaldı o ses
ve bu iyi geldi bana
ilk kez, yokluğun
bir varlık gibi konuştu.
Adın bir gün Serpil’di, bir gün Zehra.
sonra
pencereye döndüm
bir kırlangıç kondu
ve o an anladım
bazı sesler
hiçbir zaman geri dönmez
ama geri dönmesini bekleyenler
asla susmaz.
ben
o susmayanlardanım işte
bir çiçeğin
aynı yöne dönmesini bekleyen gibi
bir çakıl taşının
aynı çocuğa denk gelmesini uman gibi
ve
bir rüyanın
gerçeğe dönüşmesini isteyen kadar çaresizim.
çünkü bazı sesler
bir ömrü rüya gibi kateder
ve biz sadece
duyduğumuza inanmak isteriz
sustuklarını değil.
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.