3
Yorum
14
Beğeni
5,0
Puan
141
Okunma
Suskunluğun kıyısında bir ömür bekledim;
Biliyorum, her zerremle eminim, aşk sensin.
Bakışın içimde bir nehir gibi çağlar da,
Ben o suya eğilip bir yudum içemem...
Sahi, insan kendi dermanından böyle köşe bucak mı kaçar?
Neden bir güvercinin kalbi gibi titrer göğsüm,
Kapına her yaklaştığımda ruhum kanat mı açar?
Sen, vuslatın en duru, en berrak hali;
Ben, kendi uçurumuna meftun bir sevda yolcusu.
İnancım tam, şüphem yok; ruhumun dindiği liman sensin,
Lakin dokunsam sesin dursa, neylerim ben...?
Aşk mıdır bu, yoksa canın candan o gizli korkusu mu?
Söylesene yâr, bu titreyişin kalbimde bir adı, bir yolu mu?
Gözlerin bir gökyüzü; alabildiğine derin..
Ben ise kanatları camdan yapılmış, rüzgârından ürken o zavallı...
Seni sevmek, ateşi bir gül gibi göğsünde uyutmakmış meğer,
Yanmak güzel de yâr, kül olup savrulunca biter mi bu yokuş?
Sahi, ben yoksam, senden kalan küllere kim şiirler yazar?
Kim bu efsunlu sessizliğin tılsımını böyle satır satır kazar?
Öylece dur karşımda, bir mabet gibi dokunulmaz ve yüce,
Ben senin gölgende nefes alan, savrulan bir zerre...
Kavuşmak mı bitiren her şeyi, yoksa bu kutsal mesafe mi aşk?
Sana yaklaşmak kıyametimse eğer, ben bu hicranda öleyim.
Lakin bırak bu güvercin telaşı, bu masum korku benimle kalsın,
Sen orada hep ışık ol yâr
Kalbim uzaklığının narıyla yansın.
5.0
100% (10)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.