0
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
96
Okunma
1
Bir şey vardı, adını koymadığım için büyüyen,
bir sabahın tam ortasında unutulmuş bir eşya gibi duran,
ne zaman baksam yer değiştiren,
ne zaman dokunsam kendini geri çeken bir şey.
Onu sevdiğimi sanmıyorum,
daha çok içimden geçen bir yolu yanlışlıkla izledim
ve yol, seni andırdı.
Bir insanı sevmek böyle başlamıyor aslında,
kimse durup dururken kalbini yerleştirmiyor başka bir bedene.
Önce sesler oluyor,
bir kapının kapanışı, bir cümlenin yarım kalışı,
bir durak fazla beklenmiş gibi.
Sonra bakışlar geliyor ama bakış değil bunlar,
sanki bir şeyin eksikliğiyle bakılıyor,
sanki gözler bir şeye değil,
bir yerden kaçmaya çalışıyor.
Ben seni oradan tanıdım,
kaçmaya çalışan yerlerinden.
Gülmüyordun mesela,
gülüşün vardı ama gülme yoktu içinde.
Bir şey yapar gibi yapıp vazgeçen insanların
elinde kalan o boşlukla gülümsüyordun.
İnsan alışıyor buna,
alışmak da bir tür sevme biçimi sayılıyor belki.
Ben alıştım sana,
bu yüzden seni sevdim demiyorum,
alışkanlıklar bazen aşktan daha inatçıdır sadece.
Bir gün anladım,
senin içinde sürekli taşınan bir sessizlik var.
Kimseye emanet edilmeyen,
sözle taşınmayan,
bir sandığın en dibine konmuş gibi duran bir sessizlik.
O sessizlik konuşsa,
hiçbir şey söylemezdi muhtemelen
ama herkes susmak zorunda kalırdı.
Ben sustum.
Sustuğumda sana benzedim biraz.
Bir insanın omuzları vardır mesela,
yük taşımak için sanılır,
oysa çoğu zaman
kimseye çarpmamak için dar tutulur.
Sen öyle yürüyordun,
kalabalığın içinden geçerken
kendini küçülterek ilerleyen insanlar gibi.
Bir şeyin çarpmasından değil,
birine çarpıp kalmaktan korkar gibi.
Zaman geçti.
Zaman geçince bazı şeyler açıklığa kavuşmaz,
sadece daha iyi saklanır.
Seninle aramızdaki şey de öyle oldu.
Adını koymadıkça büyüyen,
büyüdükçe sığmaz hale gelen
ama yine de ortada görünmeyen bir şey.
Bir ev gibi değil,
daha çok bir ara boşluk gibi.
İki bina arasına sıkışmış,
güneş almayan ama herkesin bildiği bir yer.
Bazen oraya yerleşmek istedim.
Yerleşmek dediysem,
kalmak değil,
sadece durmak.
İnsan bazen bir yere ait olmak istemez,
sadece düşmemek ister.
Sen bunu hiç bilmedin.
Bilmen de gerekmiyordu.
Çünkü bazı duygular anlatıldığında bozulur,
bir eşyayı yanlış yere koymak gibi.
Ben içimde tuttum seni,
ama kalbimde değil.
Kalp çok görünür bir yer,
ben seni daha içte bir yere koydum,
kendimin bile nadiren gittiği bir yere.
Bir şehir düşün,
haritası yok,
sokakları ezberlenmemiş,
isimleri konmamış ama yaşanmış.
İnsanlar oradan geçiyor
ve farkında olmadan daha yavaş yürüyor.
İşte sen,
bende öyle bir yerdesin.
Bazen bir şey olur,
küçük, önemsiz gibi,
bir ışığın sönmesi,
bir sandalyenin yer değiştirmesi,
bir cümlenin başka türlü bitmesi.
O anlarda seni hatırlıyorum.
Hatırlamak da değil belki,
sadece eksilmek.
Ben senden bir mutluluk beklemedim.
Mutluluk çok gürültülü geliyor bana.
Daha çok,
bir şeyin acıtmaması yeterliydi.
Acının da kendine göre bir terbiyesi olmalı çünkü.
Seninle ilgili olan şey,
hiç bağırmadı.
Sadece durdu.
Bir gün giderken arkanı dönüp bakmadığını hayal ettim.
Gitmek zaten dönmemektir,
bakmak sadece bir alışkanlık.
Sen alışkanlıklarını bile yanında taşımayan birine benziyordun.
Bu yüzden,
gitmiş olsan bile,
hiç terk edilmiş gibi hissetmedim.
Şimdi düşünüyorum da,
belki de seni sevmedim.
Belki de içimde eksik olan yere
senin silüetin denk geldi.
İnsan bazen bir boşluğu sevmiyor,
sadece onunla yaşamayı öğreniyor.
Uzun bir şey bu.
Kısa anlatılamıyor.
Bir şiire de tam sığmıyor aslında,
ama şiir en azından taşır gibi yapıyor.
Eğer bir gün,
hiç tanımadığın bir yerde
nedensiz bir huzursuzluk duyarsan,
bil ki bir zamanlar
birinin içinde
senin adına ayrılmış bir yer vardı
ve kimseye verilmedi.
Bu da bir tür sevmektir belki.
Adını koymadan,
yerini değiştirmeden,
sessizce.
2
Bir şeyle başladı bu,
ama şey denemez ona, çünkü her şeyden kaçan bir hâli vardı;
bir sabahın içinden çekilip alınmış,
geride yalnızca yeri kalmış bir ses gibi,
duyulmadığı hâlde bütün gün kulakta duran.
Ben onu sevdim mi, bilmiyorum,
belki yalnızca içimdeki boşluk
ilk kez yanlış bir adrese rastladı.
Bazı insanlar vardır,
görünmez bir çizgi taşırlar üzerlerinde,
ellerini nereye koysan o çizgiye çarparsın,
dokunmakla uzaklaşmak arasında kalırsın.
Sen öyleydin.
Yakın durduğunda bile aramızda
başkasına ait bir mesafe kalıyordu,
kimsenin sahiplenmediği,
ama herkesin sezdiği bir mesafe.
Zaman dediğin şey,
bize doğru akmıyor aslında,
içimizden eksilterek geçiyor.
Sen geçerken benden,
geriye ne kaldıysa
ona adını vermedim.
Ad koymak, bir şeyi çağırmak demekti,
ben seni çağırmak istemedim,
sadece yerini korudum.
Bir insanın yüzü vardır mesela,
ama yüzü asıl yapan,
bakmadığı yerlerdir.
Senin bakmadığın yerlerde
uzun süre kaldım.
Orada ışık yoktu,
ama karanlık da yoktu,
daha çok,
ışığın vazgeçtiği bir hâl.
Beni en çok oradan etkiledin,
hiçbir şeye heves etmeden duran yanından.
İnsan bazen tutunmak istemez,
ama düşmek de istemez.
İşte sen,
o arada durmanın
hiç kimseye öğretilemeyen biçimiydin.
Bir gün sen yokken de
her şey aynıydı,
işte o zaman anladım;
varlığınla yokluğun
aynı ağırlıktaydı bende.
Bu ağır bir şey değil,
hafif de değil,
daha çok,
taşınırken unutulan bir eşya gibi.
İnsan bazı şeyleri
bilerek yanlış hatırlar.
Seninle ilgili olan her şeyi de
öyle sakladım.
Doğru yerlerine koymadım anıları,
biraz eğri dursunlar istedim,
baktıkça rahatsız etsinler,
ama can yakmasınlar.
Bir şehir düşün,
hiç yaşanmamış ama eskimiş.
Sokak lambaları var,
ama yanmak için değil,
sönmüş olmayı göstermek için.
İşte sen,
bende böyle bir yerdesin.
Gidilmemiş,
ama terk edilmiş gibi.
Bazen konuşurken susuyordun,
susarken de bir şey anlatıyordun.
İnsan en çok böyle zamanlarda bağlanıyor,
çünkü anlamak zorunda kalıyor.
Ben seni anlamadım,
ama çözmeye çalıştım.
Çözülmeyen şeyler
daha uzun kalıyor içimizde.
Bir omuz meselesi vardı sende,
yükten değil,
yer darlığından daralan.
Sanki dünya biraz genişlese
sen rahatlayacaktın,
ama dünya genişlemedi,
sen de alıştın.
Ben seni alışkanlık hâlindeyken sevdim,
en savunmasız hâlin buydu belki.
Beni sevdin mi,
bunu hiç düşünmedim.
Çünkü sevilmek
çoğu zaman bir sonuçtur,
ben süreçlerle ilgileniyorum.
Seninle olan şey,
bir yere varmayan
ama yürürken insanı değiştiren
uzun bir yol gibiydi.
Bir gün,
hiçbir şey olmadı aramızda.
İşte bu,
olan her şeydi zaten.
İnsan bazen
yaşanmamış olanla
yaşanmış olandan
daha uzun süre uğraşıyor.
Şimdi geriye bakınca,
seni bir mutluluk gibi hatırlamıyorum.
Mutluluk fazla parlak,
fazla açıklayıcı.
Sen daha çok,
gece yarısı uyanıp
suyun yerini unutan bir hâl gibisin.
İhtiyaç var ama yön yok.
Eğer bir gün,
hiç tanımadığın bir duygunun
sana tanıdık geldiğini hissedersen,
bil ki bir yerlerde
birinin içinde
seninle ilgili bir boşluk
hâlâ yerli yerinde duruyordur.
Bu da bir sevişme biçimidir belki,
dokunmadan,
söylemeden,
adını hiç koymadan.
Uzun sürer.
Geçmez.
Ama azalır.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.