0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
33
Okunma

Güzel Hatırana
İki sigaram kaldı bu gece için maviş anne
İki muhabbet kuşum.
İki kendim varmış maviş anne
Biri benmişim, biri mutsuz
Ben ölürsem maviş anne, mutsuza kim bakacak?
Dünyaya bile bir dünya anne lazım.
Biri sen ol maviş anne, biri ben.
Dünyanın bütün sabahlarına iki bilet al da
birlikte gidelim maviş anne
Bana da kendi serüvenimden bir yer ayırt,
Şefkate söyle o da gelsin.
Özledim onu, o da gelsin saçlarıma dokunsun
Bilir misin, büyüler bile ninniyle büyür
Temiz kokan pazen gecelikler, şehriye çorbası...
Hepsi, hepsi ninniyle büyür.
Bilir misin maviş anne?
Ben çekildiğim her fotoğrafta
Defolu bir kelebek gibi çıkarım.
Mavi kareli gömleğiyle hatırladıkça babamı
Kırpıp kırpıp fotoğrafları, döküyorum başımdan aşağı
Sanırım ben assolist oldum maviş anne
Şimdi mutluyum
Geçmişini mi yok ettin kızım diye soran
Bir babadan kurtuluşumu kutluyorum
Babama söyle, o gelmesin maviş anne
Birileri mutsuzsa, mutsuzlara nergis yolla,
Bir kırmızı battaniye,
onlara bir mutluluk çadırı yolla
sonra belki, ben de gelirim
Kuşlarımı da bırakayım gitsinler
Dışarıda ölürler mi sence
Postacı mektup bile getirmezse onlardan
Ben bir anne gibi ağlarım sonra
Bırakmayayım, gitmesinler bari maviş anne
Ölürler yazık dışarıda!
Onlar birer yıldız olursa
Biri mavi, biri yeşil
Ben onlara bakarım maviş anne.
Kalbimi de büyüttüm sonunda
Artık bazen gözlerime tırmanıp bakıyor sokağa
Kirpiklerime tutunuyor, o ince parmaklıklara
Öyle çok büyüdü yani, görsen şaşarsın.
Kalbim sanırım büyüyünce
Sokaklarda ağlayan biri olacak
Rezillik yani maviş anne!
Kalbim komik kaçacak
Kaçmaması için sen en iyisi kalbime de
Benim serüvenimden bir yer ayırt
Aman, mutsuz bir yer olmasın!
İki sigaram kaldı bu gece için
Yüzyıl yetecek çocukluğum,
İki muhabbet kuşum,
Biraz da ateşim var.
Dua ediyorum ateşe
Vazgeçsin diye beni yakmaktan bu gece
Dünyanın bütün sabahları için iki bilet al maviş anne
Aman umutsuz bir yer olmasın!
İki kendim varmış maviş anne
Biri benmişim biri mutsuz
Ben ölürsem maviş anne, mutsuz için
Dünyanın bütün sabahlarına bir bilet al.
Ben ölürsem mutsuza iyi bak!
Didem Madak
telefon kapandıktan sonra uzun süre elim kulağımda kaldı.
telefon artık elimde değildi.
masadaydı.
ama elim hala kulağımdaydı.
insan bazen konuşma bittiği halde dinlemeye devam ediyor.
belki bir cümle geri döner diye.
belki ölüm yanlış söylediğini farkeder de arayıp düzeltir diye.
kusura bakmayın der.
bir isim karışıklığı olmuş.
ölmedi.
yaşıyor.
ölümün müşteri hizmetleri yok maviş anne.
olsa ilk ben arardım.
sıraya girerdim.
önümde yüz bin kişi olsa beklerdim.
müziğini bile dinlerdim.
işleminize devam etmek için lütfen bekleyiniz.
beklerdim.
çünkü insan bazı haberleri düzeltmek için ömrünün geri kalanını telefonda bekleyebilir.
ama telefon sustu.
oda sustu.
masa sustu.
sarı boya parçası sustu.
çekirdek sustu.
ben sustum.
sonra seni düşündüm maviş anne.
seni neden düşündüğümü bilmiyorum.
insan acının hangi kapısını çalacağını seçemiyor.
bazen yıllardır tanımadığı birinin kapısına gidiyor.
bazen hiç tanımadığı birinin.
bazen ölmüş birinin.
senin kapına geldim.
açmadın.
haklısın.
ölüler kapı açmak zorunda değil.
zaten yaşayanlar da pek açmıyor.
gece ilerledi.
masada iki sigara vardı.
ben koymamıştım.
paketin dibinde kalmışlardı.
biri biraz eğriydi.
ötekinin filtresi ezilmiş.
iki tane.
insan iki tane bir şey görünce yalnızlığını daha iyi anlıyor.
tek bardak yalnızdır.
iki bardaktan biri boşsa daha yalnız.
tek sandalye yalnızdır.
iki sandalyeden birine kimse oturmuyorsa daha yalnız.
iki sigaraya baktım.
birini sana ayırdım.
sigara içip içmediğini sormadım.
ölülerle konuşurken sağlık konusunda hassas davranmak saçma olurdu.
ötekini kendime bıraktım.
yakmadım.
öylece durdular.
iki küçük beyaz tabut gibi.
bak maviş anne dedim.
bizim gece vardiyası başladı.
cevap vermedin.
senin huyun mu bu.
yoksa ölünce herkes mi böyle oluyor.
insan hayattayken cevap vermediği soruların hesabını öldükten sonra da vermiyor mu.
ayıp ama.
ben sana geldim.
biraz gayret et.
sonra pencerenin önündeki tellere iki kuş kondu.
gerçekten.
biri koyu renkli.
öteki daha açık.
rüzgar vurdukça birbirlerine yaklaşıyorlardı.
sonra biri sıçrayıp biraz uzağa gitti.
öteki peşinden.
insan kuşlara özgür diyor.
ben pek emin değilim.
onların da birbirlerinden kaçamadıkları oluyor.
bir telden başka tele geçiyorlar yalnızca.
bizim yaptığımız gibi.
bir şehirden başka şehre.
bir evden başka eve.
bir yataktan başka yatağa.
bir insandan başka insana.
sonra adına yeni hayat diyoruz.
oysa tel aynı tel.
sadece elektrik başka yerden geçiyor.
iki kuşa baktım.
iki sigaraya.
sonra camdaki yansımama.
ve ilk kez iki kişi olduğumu düşündüm.
hayır.
doğrusu ilk kez kabul ettim.
ben vardım.
bir de benden yıllardır sakladığım biri.
ben sabah kalkıyordum.
o yatakta kalıyordu.
ben işe gidiyordum.
o çocukluk sokağında dolaşıyordu.
ben insanlara iyiyim diyordum.
o her seferinde yalancı diyordu.
ben yemek yiyordum.
o doymuyordu.
ben uyuyordum.
o bekliyordu.
ben yaşlanıyordum.
o büyümüyordu.
ben kendime ben diyordum.
ötekinin adı yoktu.
ona mutsuz diyelim maviş anne.
kolay olsun.
insan adını koyduğu şeyi yönettiğini sanıyor çünkü.
doktor hastalığa isim verince rahatlıyoruz.
mahkeme dosyaya numara verince.
belediye sokağa tabela asınca.
mezarcı taşa isim yazınca.
sanki mesele çözülmüş.
bak.
bu senin acın.
şurada otur.
yerin belli.
oysa acı terbiyesiz.
yerinde durmuyor.
mutsuz da öyle.
gece göğsümün üstüne oturdu.
kalk dedim.
kalkmadı.
ağırsın dedim.
sen büyüttün dedi.
bunu ben mi yaptım maviş anne.
insan kendi mutsuzluğunu kendi mi büyütüyor.
sen söyle.
sen de bir zamanlar küçücükken kocaman bir yokluğun ortasına bırakılmışsın.
çocukken annesiz kalmanın neye benzediğini bilirsin.
bir sabah mutfaktan ses gelmemesine mi.
bir çekmecede kokusu kalmış mendile mi.
alınmış ama verilememiş küçücük hediyelere mi.
bir daha hiç tamamlanmayacak anneler gününe mi.
hangisi.
annesi ölen çocuk bir anda kaç yaş büyür maviş anne.
on üçünden kırka mı.
yoksa hiç büyümez mi.
benim sarı kamyonun altında bıraktığım çocuk gibi.
o da büyümedi.
otuz beş yıldır aynı yaşta.
aynı dizleri.
aynı parmakları.
aynı toprak resmi.
aynı yokuş.
aynı sarı kamyon.
ben yaşlandım.
o bekledi.
bu adil mi çocuk dedim.
ilk kez ona da seslendim.
sen niye orada kaldın.
ben niye buraya geldim.
senin yerine ben ölmedim diye benden hesap mı soruyorsun.
cevap vermedi.
çocuklar ölünce yetişkinlerden daha iyi susuyor.
belki yaşarken de öyleydiler.
biz onları yeterince dinlemedik.
maviş anne.
ben ölürsem mutsuza kim bakacak diye düşünmeye başladım.
ölmek istediğim için değil.
ölüm insanın aklına bazen istek gibi değil muhasebe gibi geliyor.
anahtar kimde kalacak.
kediyi kim besleyecek.
kitapları kim alacak.
telefonu kim kapatacak.
mutsuza kim bakacak.
çünkü benden sonra o kalacakmış gibi geliyor.
saçma biliyorum.
insanın kendi mutsuzluğunu kendisinden daha uzun ömürlü sanması biraz kibir.
ama acı kibirlidir.
ölümsüz olduğuna inanır.
bende öyle sandım yıllarca.
bu hiç geçmeyecek dedim.
geçmedi de.
ama biçim değiştirdi.
eskiden bağırıyordu.
şimdi masada sessizce oturuyor.
eskiden boğazımı sıkıyordu.
şimdi çayımı içiyor.
birlikte yaşlanıyoruz.
ona diyorum ki.
ben ölürsem uslu dur.
annemi üzme.
çocuğun yanına gitme.
sarı kamyonla oynama.
freni yok.
dünyanın bile bir anneye ihtiyacı olabilir mi maviş anne.
bunu düşündüm.
dünyayı ilk defa çocuk gibi düşündüm.
dizini yaralamış.
elleri kirli.
saçları terli.
her gün milyonlarca insanı kaybediyor.
yine sabah kalkıyor.
belki dünyanın da annesi olmadığı için bu kadar kötü davranıyordur.
kimse ona.
yeter bugünlük.
gel yüzünü yıkayayım.
yat artık.
dememiştir.
biri dünyanın başını dizine koysa.
belki savaş çıkarmayı bırakır.
biraz uyur.
sen dünyanın annesi ol maviş anne.
ben yapamam.
ben kendime bile bakamadım bazı günler.
ama sonra utanıp fikrimi değiştirdim.
niye bütün anneliği sana yüklüyorum.
sen de yoruldun.
sen de çocuk oldun.
sen de annesizlik gördün.
sen de bir gün bir çocuğun saçını tararken kendi annenin elini hatırladın belki.
insan anne olunca annesine yeniden çocuk oluyor mu.
bence oluyor.
sen dünyanın yarısına bak.
ben yarısına.
paylaşalım.
ama bana kolay tarafını ver.
savaşsız olanını.
aç çocuk olmayan yerleri.
gece annesini bekleyenleri sen al.
ben dayanamam.
sonra düşündüm.
zaten tam da onlara bakmam gerek.
insan yalnız dayanabildiği şeylerden sorumlu olsa ne kolay hayat.
iki bilet lazım bize maviş anne.
ama tren bileti değil.
otobüs hiç değil.
ben çok yol gittim.
yolun insanı iyileştirdiği yalan.
bazı yollar sadece yaranın yerini değiştiriyor.
ben sabahlara bilet istiyorum.
her sabaha değil.
bazı sabahlar iade edilebilir.
insan uyandığına pişman oluyor.
perdeyi açmak istemiyor.
telefonu görmek istemiyor.
kendi adını bile duymak istemiyor.
bize iyi sabahlardan iki tane ayır.
yan yana olsun.
koridor tarafı senin.
pencere benim.
ben dışarı bakarım.
sen bana bakmadığımı sanırsın.
ben camda seni görürüm.
bu sefer geç kalmayalım.
hayatım boyunca sabahlara geç kaldım.
bir kadına geç kaldım.
bir özre.
bir cenazeye.
bir çocuğun elini tutmaya.
anneme söylemem gereken bazı şeylere.
kendime.
en çok kendime.
bana kendi hayatımda bir yer ayır maviş anne.
bunu senden istemem de ne kadar acıklı.
insanın kendi hayatında rezervasyonu olmaması.
kapıda kalması.
herkes içeri girmiş.
masa kurulmuş.
isimler yazılmış.
ben görevliye soruyorum.
benim yerim nerede.
listede yoksunuz diyor.
ama bu benim hayatım.
maalesef efendim.
rezervasyon görünmüyor.
bazen böyle yaşadım.
kendi ömrümde misafir.
başkalarının beklentilerinin sandalyesinde.
birinin iyi oğlu.
birinin iyi çalışanı.
birinin sevdiği adam.
birinin nefret ettiği adam.
birinin borçlusu.
birinin alacaklısı.
ama kendimin nesi.
onu bilmiyorum.
sen bildin mi maviş anne.
bir bodrum kadar karanlık günlerinden geçerken kendine yer ayırabildin mi.
yoksa sen de duvarın dibine çömelip başkalarının hayatını yukarıdan dinledin mi.
insan yerin altında yaşayınca ayak seslerini daha iyi duyuyordur.
yukarıda birileri güler.
bir sandalye çekilir.
su akar.
bir çift kavga eder.
sen aşağıda kalbinin rutubetini siliyorsundur.
bana böyle şeyleri niye söylemedin maviş anne.
niye her acıyı süsleyip bıraktın.
biz de güzel sandık.
hesap soruyorum sana.
acı güzel değildir.
iyi cümleye dönüşmesi onu iyi yapmaz.
annenin ölmesi şiir olsun diye olmadı.
çocuğun sarı kamyonun altında kalması benim kırk yıl sonra güzel bir cümle kurmam için değildi.
vahidenin ölümü de bir bölüm sonu değildi.
insanların ölümü edebiyat malzemesi olmadan önce ölümdür.
bunu unutmamak lazım.
sen unuttun mu.
bence unutmadın.
belki bu yüzden kelimelerinin altında hep mutfaktan gelen gerçek bir tencere sesi var.
şimdi şefkat gelsin istiyorum.
ama kapıyı bulamıyor.
adres değiştirdim çok.
şehir değiştirdim.
ev değiştirdim.
insan değiştirdim.
kendimi değiştirdim.
şefkat eski adrese gidiyordur belki.
kapıyı çalıyor.
burada yaşamıyor diyorlar.
nereye taşındı.
bilmiyoruz.
maviş anne şefkati görürsen yeni adresimi ver.
ama kapıyı çalmasın.
anahtarı olsun.
girsin.
saçlarıma dokunsun.
saçlarım azaldı biraz.
çok oyalanmasın.
insan büyüdükçe saçına dokunulmasını istemekten utanıyor.
niye.
çocuk işi diye mi.
ne saçma.
kırk beş yaşındaki adamın da başı vardır.
başının da bir ele ihtiyacı.
insanın yaşı büyüyor.
saçının şefkat ihtiyacı büyümüyor.
annemin elini düşündüm.
çocukken ateşim çıktığında alnıma nasıl koyduğunu.
el soğuk değildi.
ateşim çoktu.
bize bütün annelerin elleri serin gelir.
bir termometre gibi değil.
eve dönmüşsün gibi.
sonra çorba geldi aklıma.
şehriyeli.
fazla limonlu.
üstünde küçük yağ halkaları.
çocukken onları sayardım.
bir.
iki.
üç.
kaşıkla bozardım.
yeniden oluşurlardı.
bazı şeyler böyledir maviş anne.
ne kadar dağıtsan yeniden birleşiyor.
aile gibi değil.
acı gibi.
bir pazen gecelik kokusu geldi sonra.
sabun.
dolap.
ütü.
uyku.
insanın çocukluğu büyük olaylarla kalmıyor.
kumaşla kalıyor.
kokuyla.
bir çorbanın içindeki küçücük şehriyeyle.
gece annesinin ayağında gördüğü terlikle.
sen bunu biliyordun herhalde.
bu yüzden sana kızıyorum.
madem biliyordun.
niye bizi uyarmadın.
çocukluğun bitmeden kokla dedin mi.
annen mutfaktayken biraz daha otur yanında dedin mi.
baban kapıdan girince yüzüne dikkatli bak dedin mi.
kardeşin yan odada uyurken nefesini ezberle dedin mi.
hayır.
sonradan yazdın.
hepimiz sonradan akıllıyız maviş anne.
ölümden sonra herkes filozof.
çocuk sana da soruyorum.
sarı kamyonun üstüne çıkmadan önce niye bize bakmadın.
biz dur deseydik durur muydun.
kamyonu elimizden alsaydık bize küser miydin.
bir çocuğu hayatta tutmak için onun sana bir gün küsmesini göze almak gerek.
bunu o zaman niye bilmiyorduk.
bilmiyorduk çünkü biz de çocuktuk.
işte en kötü savunma.
bilmiyorduk.
hayatın mezarlıkları bu cümleyle dolu.
fotoğraflara baktım gece.
telefonumdakilere.
eskilere.
yenilere.
her fotoğrafta başka biri.
bazen yüzüm düzgün.
ama içim kadraja sığmamış.
bazen gülüyorum.
o gün neye üzüldüğümü hatırlıyorum.
insan fotoğrafta yalan söylemiyor aslında.
makine yalan söylüyor.
bir saniyeyi seçip.
işte buydu diyor.
değildi.
o fotoğrafın beş dakika öncesi vardı.
sonrası.
o günün sabahı.
önceki gecesi.
bütün bunları kırpıyor.
geriye yüz bırakıyor.
ben de fotoğraflarda biraz bozuk çıkıyorum maviş anne.
yüzden değil.
kanatları bir türlü eşit olmayan bir kelebek gibi.
uçabilecekmişim gibi duruyorum.
ama bir tarafım ağır.
hangi tarafım biliyor musun.
geçmiş tarafım.
baba fotoğrafları geldi sonra.
mavi kareli değildi bizimki belki.
ama her babanın bir gömleği vardır hafızada.
insanı gömlekten tanırsın bazen.
yüz silinir.
kumaş kalır.
bir düğme.
yaka.
kol kıvrımı.
babalar niye fotoğraflarda daha uzaktır maviş anne.
anneler kameraya bakarken bile eve bakıyor gibi.
babalar sanki birazdan çıkacak.
belki sen de fotoğrafları kırpmak istedin.
bir yüzü kesip atınca geçmiş değişir mi sandın.
ben de yaptım.
insanları albümlerden değil ama içimden kestim.
şunu çıkar.
bunu çıkar.
şuradaki günü at.
bu cümleyi sil.
bu kadını unut.
o adamı hiç tanımadın.
sonra elde ne kaldı biliyor musun.
makas.
geçmişi keserken insan en sonunda kendi parmağını kesiyor.
kanıyor.
fotoğrafa damlıyor.
birden kendini sahnede hissettim.
bütün ışıklar üstümde.
arkada orkestra.
karşımda boş salon.
assolist benim maviş anne.
şarkının adı iyiyim.
yıllardır söylüyorum.
alkış da alıyor.
iyiyim.
iyiyim.
iyiyim.
en iyi söylediğim yalan bu.
nakaratını herkes biliyor.
biri nasılsın diyor.
iyiyim.
bitti.
kimse ikinci kıtayı istemiyor.
iyi ki.
ikinci kıtada çocuk ölüyor.
üçüncüde anne ağlıyor.
dördüncüde adam yıllarca kendisine yetişemiyor.
sonra mutluluk dedim.
ağzımda çevirdim.
mutluluk.
tuhaf kelime.
fazla düzgün.
sanki hiç kullanılmamış beyaz gömlek.
ben giyince yakışmıyor biraz.
maviş anne.
sen geçmişten kurtulunca insan mutlu oluyor mu sandın.
babayı kapının dışında bırakınca.
fotoğraftan çıkarınca.
adını anmayınca.
oluyor mu.
bana doğru cevap ver.
ölmüş olman mazeret değil.
bazen insan babasından kurtuluyor.
sonra içinde babasının sesini buluyor.
kapıyı kapatıyor.
ama adam içeride.
bazen insan annesini kaybediyor.
sonra bütün kadınlarda annesini arıyor.
bazen çocukluğundan kaçıyor.
sonra çocuğunun yüzünde karşısına çıkıyor.
hayat böyle ahlaksız biraz.
kovduğun şeyleri başka kılıkla geri getiriyor.
bana sorarsan kimse gelmesin maviş anne.
babalar.
anneler.
eski sevgililer.
ölüler.
ama bunu söylerken bile yalan söylüyorum.
hepsi gelsin istiyorum.
bir akşam aynı masada otursunlar.
kimse kavga etmesin.
ölüler ölmemiş gibi.
gidenler gitmemiş gibi.
çocuk sarı kamyonun altında kalmamış gibi.
vahide telefonun öteki ucunda hala nefes alıyormuş gibi.
bir saat.
fazlasını istemiyorum.
sonra herkes istediği yere gidebilir.
mutsuzlara nergis gönderelim maviş anne.
bu fikri senden çaldım.
ama artık benim de.
zaten iyi cümlelerin sahibi olmaz.
acıdan geçen herkes biraz ortak olur.
kaç nergis lazım.
geçen sefer on iki aldım.
yetmedi.
hiç yetmez.
şehirde kaç pencerenin arkasında ağlayan var.
kaç çocuk kapının sesini bekliyor.
kaç kadın telefonuna bakıyor.
kaç adam arabasını kenara çekip kimse görmeden ağlıyor.
kaç ihtiyarın kapısını bugün kimse çalmadı.
çiçekçinin elinde o kadar nergis yok.
ne yapacağız.
kırmızı bir battaniye de götürelim.
neden kırmızı.
bilmiyorum.
kırmızı insanın üstünü iyi örter.
kanın rengini saklar belki.
çocukluğumun rengiydi benim de.
yaraya benzeyen.
güneşte yanmış enseye.
eski kazağa.
utanmış kulağa.
battaniyeyi kocaman yapalım.
bütün mutsuzların üstüne çekelim.
çadır gibi.
bir gece orada uyusunlar.
kimse onlara güçlü ol demesin.
kimse geçer demesin.
kimse senden daha kötüsü var demesin.
bu cümleden nefret ediyorum maviş anne.
senden daha kötüsü var.
ne yapayım.
gidip ona mı üzüleyim.
benim acım sıra numarası mı alacak.
insanın ayağı kırıldığında başkasının iki ayağının kırık olması kemiğini birleştirmiyor.
mutsuzların kıyaslanmadığı bir çadır olsun.
kapısında sadece.
burada ağlamak serbest.
yazsın.
belki ben de giderim.
ama hemen değil.
ben dışarıda biraz dolaşırım.
insan mutlu insanların yanına girmeden önce üstünü başını düzeltmek istiyor.
mutsuzların yanına giderken gerek yok.
kuşları ne yapacağız maviş anne.
penceredeki iki kuş hala oradaydı.
biri uçtu.
öteki kaldı.
sonra kalan da gitti.
özgürlük böyle mi.
kapıyı açıyorsun.
git diyorsun.
sonra gidince üzülüyorsun.
ben bunu insanlarda da yaptım.
gitme diyemedim.
kal demek insanı küçültür sandım.
gidenin arkasından bakmak büyütür mü.
hayır.
sadece daha yalnız bırakır.
birini özgür bırakmakla onu terk etmek arasındaki çizgi nerede maviş anne.
kuş kafesten çıkınca dışarıda ölür mü.
belki.
ama kafeste yaşaması yaşamak mı.
bunu çocuğa da sorayım.
sarı kamyonun freni olsaydı yaşardın.
ama yokuşa hiç çıkmasaydın sen olur muydun.
çocuklar tehlikeyi bilmeden dünyayı deniyor.
biz büyüyünce tehlikeyi bilip hiç denemiyoruz.
hangimiz daha ölü.
söyle.
kuşları geri çağırmak istedim.
gelmediler.
kuşların telefonu yok.
mektup da yazamazsın.
zaten postacılar da artık pek mektup getirmiyor.
bir gün dünyadan mektup kaybolacak maviş anne.
sonra insanlar birbirlerine hemen ulaşacak.
ama kimsenin elinde beklemekten sararmış bir zarf olmayacak.
beklemek de ölecek.
iyi mi olur.
bilmiyorum.
ben bazı mektupları hiç göndermedim.
bazılarını kafamda yazdım.
bazılarını yazıp sildim.
bazı insanlara yıllarca.
sevgili sen.
diye başladım.
devamı gelmedi.
postacı getirmezse kuşlardan haber alamaz insan.
haber gelmemesi ölüm müdür.
değil.
ama ölüm kadar kötü olabiliyor.
çünkü zihin boşluğu dolduruyor.
öldü mü.
hasta mı.
beni unuttu mu.
başkasını mı buldu.
insan belirsizlikte kendine en kötü hikayeyi seçiyor.
sonra bir anne gibi ağlayasım geldi.
adamların anne gibi ağlamasına izin var mı maviş anne.
toplumun yönetmeliğinde ne yazıyor.
erkek ağlamaz dediler bize.
sonra mezarlıklarda taş kesilmiş adamlar gördüm.
ağlasalardı belki bu kadar taş olmazdı dünyada.
ben ağladım.
sessiz.
çünkü yüksek sesle ağlamayı hala bilmiyorum.
annemin duymasından korkan çocuk gibi.
kuşları bırakmayalım dedim sonra.
hemen fikrimi değiştirdim.
bak görüyorsun.
ben özgürlük konusunda güvenilir biri değilim.
sevdiğim şey uçsun istiyorum.
ama penceremin önünden ayrılmasın.
nasıl olacak.
insan sevgi derken bazen kafes tarif ediyor.
seni koruyorum.
burada kal.
dışarısı soğuk.
ölürsün.
belki de ölür.
ama insanı ölümden korumak için hayatından edebilir miyiz.
sen ettin mi.
seni eden oldu mu.
bilmiyorum.
bana cevap vermiyorsun.
hesabı hep ben ödüyorum.
gece gökyüzünde iki yıldız seçtim.
biri mavi olsun dedim.
öteki yeşil.
yıldızların rengi öyle seçilmiyor biliyorum.
ama gecenin bilimsel doğruluğuyla ilgilenmiyordum.
mavi olanı sana verdim.
yeşili çocuğa.
sonra vazgeçtim.
çocuk sarıyı severdi belki.
sarı kamyonu seviyordu.
onu öldüren şeyi sevmekten vazgeçmiş midir ölümden sonra.
çok tuhaf soru.
bir insan kendisini öldüren şeyi sevebilir mi.
evet.
ben sevdim.
insanlar da seviyor.
kendilerini tüketen işleri.
kendilerini ezen kişileri.
bitiren alışkanlıkları.
kalplerinin sarı kamyonlarını.
binip yokuştan aşağı iniyorlar.
fren yok.
gülüyorlar.
sonra.
sonrasını biliyoruz.
çocuk.
sana kızgınım.
ölmüş olman bu kızgınlığı almıyor.
niye bindin o kamyona.
niye daha sıkı tutunmadın.
niye atlamadın.
niye.
sonra utandım.
ölü bir çocuktan hayatta kalmayı beceremediği için hesap soruyordum.
insan yas tutarken zalimleşiyor bazen.
çünkü bir suçlu istiyor.
biri suçlu olsun ki ölüm tesadüf olmasın.
tesadüf çok korkunç.
eğer her şey bir saniye yüzünden olabiliyorsa hepimiz tehlikedeyiz.
o yüzden kader diyoruz.
hata diyoruz.
ihmal diyoruz.
tanrı diyoruz.
birinin yakasına yapışmak istiyoruz.
çocuğun yakası küçüktü.
bıraktım.
kalbim büyümüş maviş anne.
bunu yeni farkettim.
iyi anlamda değil.
bazen hasta organlar da büyür.
kalbim artık göğsüme sığmıyor gibi.
gözlerime çıkıyor.
oradan sokağa bakıyor.
ben perdeyi kapatıyorum.
o kirpiklerimin arasından bakmaya devam ediyor.
dışarıda bir çocuk görünce.
bir yaşlı.
tek başına yürüyen biri.
sokak köpeği.
ambulans.
kalbim her şeye karışıyor.
eskiden daha akıllıydım.
görmezden gelirdim.
insanın kalbi küçücükken yaşaması daha kolay.
yalnız kendisine yeter.
büyüyünce başkasının acısı da içine giriyor.
yer kalmıyor.
çocukken toprağa ev çizen oğlan gibi.
yer kalmadı diyorsun.
kime.
kendine.
kalbim parmaklıklara tırmanıyor maviş anne.
gözlerim parmaklık.
dışarı çıkmak istiyor.
bıraksam ne olacak.
sokakta ağlayan bir adama dönüşecek belki.
rezil oluruz.
bırak olsun mu.
sen acıyla alay etmeyi biliyordun.
ben de öğrenmeye çalışıyorum.
yoksa insan acıyı ciddiye alırsa altında kalıyor.
sarı kamyon gibi.
kalbim sokağa çıkıp ağlarsa insanlar bakar.
biri telefonunu çıkarır.
biri deli der.
biri sarhoş.
biri aşk acısı.
kimse.
belki annesi öldü.
demez.
insan başkasının acısını hep bildiği isimlere çeviriyor.
bilmediği acıdan korkuyor.
kalbime de bir yer ayır maviş anne.
benim hayatımda.
bak yine senden istiyorum.
ben ayıramadım.
ona hep iş verdim.
dayan.
sus.
unut.
affet.
devam et.
güçlü ol.
herkesin kalbine bu kadar emir verilse o da kaçar.
benimki kaçmadı.
şimdilik.
ona mutsuz bir yer verme.
yeterince gördü.
ama tamamen mutlu da olmasın.
mutluluğa alışırsa ilk kayıpta ölür.
biraz gölge.
biraz güneş.
bir pencere.
bir masa.
çay.
olur.
gece ilerledi.
iki sigara hala masada.
yüzyıl yetecek çocukluk da benimle.
bu nasıl mümkün maviş anne.
çocukluk on yıl sürüyor.
etkisi yüz yıl.
bir çocukluk insanın ömründen uzun olabilir.
otuz beş yıl önce ölen çocuk hala burada.
benimle aynı yaşta değil.
ama benden daha eski.
bazen aynaya bakarken arkamda onu görüyorum.
toprağa resim çiziyor.
evin kapısını yapıyor.
kadını pencereye.
adamı uzağa.
kendini dışarı.
ona diyorum.
artık içeri gir.
yer var.
başını sallıyor.
yok diyor.
kimin yerini işgal edeceğim.
çocuklar bazen bizden daha ahlaklı.
biz hayat boyunca başkalarının yerini işgal ediyoruz.
onlar kapıda bekliyor.
iki kuş yok artık.
ama iki sigara var.
çocukluk var.
biraz da ateş.
gerçek ateş değil.
bedenin ateşi gibi başlayıp ruhun ateşine dönen.
gece insanın alnı soğuk olsa bile içi yanabiliyor.
ben ateşle konuştum.
beni bugün yakma dedim.
başka gün gel.
randevu ver.
hazırlanayım.
ateş dinlemedi.
ateşlerin terbiyesi yok.
sen ateşi biliyorsun maviş anne.
insanın içine düşen.
bir zamanlar annesizliğin yaktığı.
sonra yalnızlığın.
sonra sevginin.
sonra bedenin kendi kendisine düşman kesildiği o tuhaf yangının.
insan kendi hücreleriyle kavga eder mi.
eder.
en büyük savaşların sınırı dışarıda değil.
derinin altında.
sen bunu da gördün.
ama burada söylemeyeceğim.
sen de söyleme.
bazı şeylerin adı insanı küçültüyor.
acı isimsizken daha büyük.
ateşe dua etmek saçma mı.
ben ettim.
ateş.
bu gece uğraşma benimle.
başka işin vardır.
git bir sobada yan.
bir çayın altını ısıt.
üşüyen bir çocuğun ellerini.
beni bırak.
sonra iki sabah bileti düşündüm yine.
ama bu kez umutsuz bir yere çıkmasın.
insan umutlu yer seçebilir mi.
haritada göster.
şurası umutlu.
şurası değil.
ben yıllarca yanlış duraklarda indim.
belki biletçi kötüydü.
belki ben adresi yanlış söyledim.
nereye.
farketmez.
işte insan hayatını en çok bu kelimeyle mahvediyor.
farketmez.
farkeder.
çok farkeder.
kimin yanında uyuduğun.
hangi şehirde sabaha çıktığın.
hangi cümleyi söylediğin.
hangisini yuttuğun.
hangi kapıdan girdiğin.
hangisinden geri döndüğün.
hepsi farkeder.
bize bu kez dikkatli bilet al.
maviş anne.
umutsuz yer olmasın.
ama bunu senden istemek haksızlık mı.
sen umut işçisi değilsin.
sen de yoruldun.
belki sen de birinden bilet bekledin.
kimse almadı.
belki bütün yazdıkların.
beni de götürün.
demekti.
bunu şimdi düşünüyorum.
insan başkasının şiirini okuyup onu tanıdığını sanıyor.
ne büyük terbiyesizlik.
bir insanın acısından yirmi satır okuyup onu çözdüğünü sanıyoruz.
ben seni tanımıyorum maviş anne.
tanımayacağım.
bilmek istemediğin şeylerin vardı.
kimseye anlatmadığın.
yazmadığın.
güldüğün halde canını acıtan.
şiire bile sokmadığın.
senin de hakkındı.
ben yalnız sana bir isim verdim.
maviş anne.
hepsi bu.
sen de bana isim verme.
benim iki adım var zaten.
biri ben.
biri mutsuz.
gece ilerledikçe hangisinin konuştuğunu ayıramadım.
bazen ben sana kızdım.
bazen mutsuz.
ben.
niye bu kadar erken gittin maviş anne.
mutsuz.
niye gittiğin halde bu kadar kaldın.
ben.
niye anneleri şiirin içine koydun.
mutsuz.
niye çıkarmadın.
ben.
niye babaları kapıda bıraktın.
mutsuz.
niye bazılarının içeri girmesine izin verdin.
ben.
niye bir insanın annesinin ölümü ömür boyu sürüyor.
mutsuz.
niye sarı kamyon bir saniyede bitirdiği çocuğu otuz beş yılda benden çıkaramadı.
sonra çocuk konuştu.
belki uydurdum.
ama duydum.
beni neden hala öldürüyorsun dedi.
donup kaldım.
ne demek.
ben bir kere öldüm dedi.
sen her hatırladığında yeniden kamyonun altına koyuyorsun.
çocuğun sesi kızgın değildi.
bu daha kötü.
ne yapayım dedim.
başka türlü hatırla.
nasıl.
oynarken.
koşarken.
toprağa ev çizerken.
taşa basarken.
annemi çizerken.
beni hep ölümümle hatırlama.
insan öldüğü şey değildir dedi.
bu cümleyi gerçekten o mu söyledi bilmiyorum.
belki ben söyledim.
ama haklıydı.
biz ölüleri ölümlerine hapsediyoruz.
şu trafik kazasında öldü.
şu hastalıktan.
şu kendini astı.
şu vuruldu.
şu uykusunda.
sanki bütün hayatları son beş dakikaymış gibi.
çocuğun sarı kamyonundan önceki günleri vardı.
güldüğü.
acıktığı.
çamur olduğu.
küfrettiği belki.
annesi kızdığı.
bir taşı cebine koyduğu.
bir gün büyüyünce ne olacağını düşündüğü.
ben bunları unuttum.
yalnız kamyonu hatırladım.
özür dilerim dedim.
çocuktan.
kırk beş yaşındaki bir adamın otuz beş yıl önce ölen bir çocuktan özür dilemesi tuhaf.
ama tuhaflık insanı öldürmüyor.
bazı doğrular tuhaf.
bazı yalanlar çok normal.
çocuk kayboldu.
maviş anne kaldı.
sana da aynısını yapmış olabilirler dedim.
seni sonundan anlatmış olabilirler.
erken gitti demişler.
oysa senin markete gittiğin günler vardı.
çay içtiğin.
gülmekten karnının ağrıdığı.
bir arkadaşınla saatlerce sustuğun.
bir kitabı yarıda bıraktığın.
bir faturaya sinirlendiğin.
kızının saçını kokladığın.
bulaşık yıkadığın.
geç kaldığın.
uyuduğun.
sıkıldığın.
sen ölümünden önce de vardın.
bunu sana hatırlatmak komik.
ama biz yaşayanların en büyük terbiyesizliği ölüyü ölümüne indirgemek.
senden bunun için de özür dilerim.
sonra iki kişiden biri sustu.
hangisi bilmiyorum.
öteki devam etti.
ben ölürsem maviş anne.
mutsuza iyi bak demeyeceğim sana.
hayır.
fikrimi değiştirdim.
niye sen bakacaksın.
kendi mutsuzuma kendim bakacağım.
yaşarken.
mesele buymuş.
insan mutsuzunu ölmeden önce sahiplenmeli.
ona yemek koymalı.
üstünü örtmeli.
dışarı çıkarmalı.
arada güldürmeli.
adıyla seslenmeli.
gel buraya.
saklanma.
senden utanmıyorum.
demeli.
ben seni yıllarca kilitli odada tuttum.
özür dilerim.
mutsuz.
gel.
yanıma otur.
ama koltuğun tamamını kaplama.
ben de varım.
iki kişiyiz.
yer aç.
sabah olmaya başladı.
gecenin rengi değişti.
siyah önce biraz sulandı.
sonra lacivert.
sonra mavinin kirli bir hali.
maviş anne dedim.
adın şimdi gökyüzüne benzedi.
bu iltifat değil.
gökyüzü de çok yorgun.
kuşlar geri gelmedi.
iki sigaradan birini elime aldım.
çevirdim.
yakmadım.
ötekini pencerenin önüne bıraktım.
sana.
çocuğa bir şey bırakmadım.
çocuk sigara içmesin.
ölmüş olsa bile.
insanın terbiyesi bazı yerlerde devam etmeli.
ona sarı boya parçasını bıraktım.
al dedim.
kamyonun değil artık.
güneşin olsun.
sabahın ilk ışığı masaya düştü.
sarı boya parçası parladı.
ilk defa sarıdan korkmadım.
çok kısa sürdü.
ama korkmadım.
belki insan iyileşmiyor maviş anne.
yalnız bazı şeylere birkaç saniye korkmadan bakabiliyor.
bu da az değil.
annemi aradım.
telefonu açtı.
sesini duydum.
ne diyeceğimi bilemedim.
dün gece için dedim.
sonra sustum.
o da.
bazı konuşmaların içinde iki kişi değil bütün ölüler vardır.
adını anmadık.
gerek yoktu.
ölümün adı bir kere söylenince evde kalıyor zaten.
annem.
iyi misin dedi.
iyiyim demedim.
ilk kez.
bilmiyorum anne dedim.
bu daha doğru geldi.
sonra kapattık.
kahve yaptım.
iki fincan çıkardım alışkanlıkla.
birini geri koyacaktım.
koymadım.
karşıma bıraktım.
sen otur maviş anne.
bugün kahvaltıyı beraber yapacağız.
şehriye çorbası yok.
ama ekmek var.
peynir.
biraz zeytin.
insanın bütün büyük acılarının yanında küçük kahvaltılar var.
hayatın utanmazlığını seviyorum artık biraz.
biri ölür.
sen acıkırsın.
bu ihanet değil.
yaşamak bedenin ölüme karşı yaptığı en kaba itiraz.
ekmeği böldüm.
yarısını karşı tabağa koydum.
sana değil sadece.
annene.
anneme.
vahideye.
çocuğa.
kendime.
mutsuza.
çok kişiyiz maviş anne.
tek kişilik masaya sığmıyoruz.
sonra sana son kez hesap sordum.
niye yazdın.
cevap yok.
niye bu kadar acıyı komik bir şeyin yanına koydun.
cevap yok.
niye anne dedin durmadan.
cevap yok.
niye büyüyen kalbi sokağa saldın.
niye kuşları kafesle gökyüzü arasında bıraktın.
niye babayı kapıya kadar getirip içeri almadın.
niye mutsuza çiçek istedin.
niye sabahlar için bilet.
niye iki.
niye hep iki.
belki çünkü insan tek başına bir değildir.
bunu şimdi anladım.
herkesin içinde taşıdığı ötekiyle birlikte iki.
çocuk ve yetişkin.
seven ve kaçan.
affeden ve unutmayan.
ben ve mutsuz.
sonra kendimden hesap sordum.
sen neden yıllarca öldüğün yerlerden kimlik çıkardın.
neden yaranı kişiliğin sandın.
neden sana iyi davrananlardan şüphelendin.
neden kötü davrananları anlamaya çalıştın.
neden her gidişi kendi suçun yaptın.
neden kal dedirtmedin.
neden dönmek için bu kadar bekledin.
neden annene bazı şeyleri söylemedin.
neden çocuğu hep sarı kamyonun altında hatırladın.
neden mutsuza nergis yollamadın.
neden.
cevapların çoğunu bilmiyordum.
bazılarını biliyordum.
söylemek istemedim.
insanın kendi mahkemesinde susma hakkı olmalı.
sonra çocuktan son bir kere hesap sordum.
ama bu kez başka.
sen neden evin kapısını hep dışarıdan çizdin.
çocuk gülümsedi sanki.
çünkü içeridekiler dışarı çıkabilsin diye dedi.
peki sen.
ben zaten dışarıdaydım.
içeri girmek istemedin mi.
bazen.
niye girmedin.
yer kalmadı sanıyordum.
şimdi.
şimdi biliyorum dedi.
ev dediğin şey duvar değil.
biri sana yer açınca oluyor.
sonra yok oldu.
ben pencereye baktım.
iki kuş geri gelmişti.
aynı kuşlar mı bilmiyorum.
insan kuşların yüzünü ayıramıyor.
belki onlar da bizimkini ayıramıyor.
birisi maviş anne dedi belki.
öteki çocuk.
ben böyle isim verdim.
biri uçtu.
öteki peşinden.
bu kez gitmelerine üzülmedim.
çünkü gitmek her zaman terk etmek değildi.
bazen sabaha çıkmaktı.
masayı toplamadım.
iki fincan kaldı.
iki sigara.
sarı boya.
çekirdek.
ve geceden bana kalan o ikinci ben.
mutsuz.
ona baktım.
hadi dedim.
nereye.
dışarı.
hava soğuk dedi.
mont giyersin.
yağmur yağabilir.
şemsiye alırız.
ya kimse bizi istemezse.
kendimiz isteriz.
ya yine üzülürsek.
üzülürüz.
ya geçmezse.
işte orada sustum.
çünkü bazı sorulara umut satmak istemiyorum artık.
her şey geçer demek çok kolay.
geçmeyen şeyler var.
insanın omurgasına yerleşen.
yüzünü değiştiren.
bir kokuyla geri dönen.
bir telefon sesiyle.
sarı bir oyuncakla.
annenin nefesiyle.
eski bir fotoğrafla.
bir çorbanın kokusuyla.
birinin saçına dokunmasıyla.
bir kelimeyle.
geçmeyen şeyler var maviş anne.
geçsin de istemiyorum artık bazıları.
çünkü geçerse o çocuk ikinci kere ölür gibi.
annemin eli biraz daha silinir.
vahidenin adı evden çıkar.
senin mavi gölgen sabahın içinden çekilir.
ben kim olduğumu biraz daha unuturum.
acıların hepsini iyileştirmek gerekmez belki.
bazısına iyi bakmak gerekir.
mutsuza bakar gibi.
bir nergisin toprağın altında baharı beklemesine bakar gibi.
bir çocuğun yarım kalmış resmini yağmurdan korumadan ama unutmadan.
çünkü unutmakla iyileşmek aynı şey değil.
bunu sen biliyordun.
ben geç öğrendim.
bazı acılar insanın namusudur geçmez.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.