0
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
50
Okunma
Feleğin elinde savruldum düne,
Kor, kısık ateşte kalan ben oldum.
Çare aradıkça düştüm derine,
Gözleri yaş ile dolan ben oldum.
Yıllarım boşuna geçti saydıkça,
Derman bulamadım derdim arttıkça.
Dost bildiklerim yaralar açtıkça,
Başını taşlara vuran ben oldum.
Bir lokma ekmekle sınandı sabrım,
Geceler sır oldu, taştı feryadım.
Secdede titredi günahkâr bağrım,
Gül gibi kuruyup solan ben oldum.
Can kafeste, gönül Hakk’a uçar ya,
Yağmur olup yağar sevda bağra ya,
Hazan gibi çöker bulut dağa ya,
Boynunu büküp de duran ben oldum.
Yüreğim yaralı, ceylan bakışlım;
Dara düştüm, kapın tek sığınağım.
Ne yazık ömrümden gitti baharım,
Yarası kabuk tutmayan ben oldum.
Bir ben kaldım viran düşmüş han gibi,
İçim yanar köz bağlamış ten gibi.
Kim gelirse geçer benden can gibi,
Eşiğinde bekleyen hep ben oldum.
Baharda açmadı, yaban çiçeğim;
Her adımda tökezledi dizlerim.
Aşkta kaçıncı aldanışım benim?
Yâr yüze vurdukça susan ben oldum.
Halilî der ki: Bu yol ilahidir,
Gönlüm Mevla’ya tekbirler getirir.
Sanki kuşlar gibi kalbim ürperir,
Aşkınla yanarken pişen ben oldum.
Halil Kumcu
Şiirden geriye kalan satırlar:
Gönül yanmadan türkü olmaz, türkü olmadan yük hafiflemez.
Aşk, gül ister ama dikenini de cana yazar.
Secdede titreyen gönül, feleğin önünde eğilmez.
Aşk, insanı hem yola düşürür hem menzile çağırır.
30 Aralık 20025 / Salı / Bartın
5.0
100% (1)