3
Yorum
17
Beğeni
5,0
Puan
256
Okunma

Ruhumun boşluğu, senin zarafetinin sofrasında dilsiz bir dilenci şimdi
Önümde uzanan bu muazzam şölende,
Aşka açım ama ne garip ki asla doyamam
Zira senin sunduğun her kadeh,
Susuzluğumu dindirmek şöyle dursun,
İçimdeki o kadim çölü daha da harlıyor.
Kereminden damlayan bir damla şarap,
Kalbimde bin yıllık bir yangının mısralarına dönüşüyor.
Bu mesele başka mesele
Bu bir varoluşun eriyişidir.
Ben, senin o mahir ellerinle kurduğun güzellikler sofrasında,
Doymayı fani bir alışkanlık sananlardan değilim.
Her bakışınla yeniden acıkıyorum hayata
Ve biraz daha eksiliyorum kendimden.
Sofra dolu, lakin ben senin o ulaşılmaz derinliğinin mahrumuyum.
Sofra-i iştihânda bir lokma vuslat,
bin yıl sürecek bir hicranın iştahını kabartıyor.
Ne doyup kalkabiliyorum bu rızık kapısından,
ne de payıma düşen o tatlı kederi tüketebiliyorum. Sofranda sonsuza dek acıkmaya hüküm giymiş bir talibim.
Ama ne talip..!!!
Tabip de garip;
Ne yaramın dilinden anlar,
Ne dermanın halinden.
İkramın gani, sofran mülûkâne
Lakin vuslatın o dilsiz tadı sinmedikçe ekmeğine, ben bu bolluğun içinde ancak muazzam bir açlığa uyanırım.
Affet;
ben senin sofranda doyamam.
5.0
100% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.