0
Yorum
11
Beğeni
5,0
Puan
88
Okunma
Bir kapının eşiğinde unutulmuş anahtar gibi
duruyor içimde adın;
ne açıyor ne kilitliyor,
ama her gece paslanıyor sessizce.
Zaman, cebimde taşıdığım kırık bir saat artık,
akrebi sana bakıyor,
yelkovanı senden kaçıyor;
ikisi de aynı yalanı söylüyor:
“Birazdan.”
Bir fincanın dibinde soğumuş kahve telvesi
nasıl hâlâ konuşuyorsa falcının dilinde,
ben de susarak anlatıyorum seni
anlamaktan yorulmuş aynalara.
Yollar var içimde,
haritalarda olmayan,
üzerinden geçen herkesin
bir şeyini düşürdüğü.
Ben en çok sesimi kaybettim orada,
senin adını söylememek için.
Bir rüzgâr geçiyor göğsümden,
penceresiz bir evin perdelerini savurur gibi;
belli ki bir yerlerde cam var,
ama kırılacak cesaret yok.
Bazen bir cümleye başlıyorum,
sonunu sana bırakıyorum,
sen gelmeyince
nokta koymayı öğreniyorum.
Kalbim
kendi etrafında dolanan bir cümle,
yüklemi eksik,
öznesi kaçak.
Anlamı senden ödünç,
geri veremiyorum.
Ve ben,
herkesin “alışmak” dediği şeyi
ince ince yanlış anlıyorum;
çünkü bazı yokluklar
fazla tanıdık oluyor insana.
5.0
100% (4)