1
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
127
Okunma
Sana yine geç geliyorum,
bunu mazur gösteren hiçbir mevsim yok.
Takvim yaprakları değil
ben eskidim bu arada.
Bir özürdür şimdi ağzımdaki,
ama üstü başı dağınık,
üstüne başkasının suskunluğu sinmiş.
Ben bazı şeyleri
olduğu yerde bırakmayı marifet sandım.
Kırık bir cümleyi,
yarım bir bakışı,
kapının önünde unutulmuş bir “neden”i.
Oysa insan
bazı kapıları kilitlemeden gitmemeli,
bazı yüzlere
son bir kez bakmadan.
Hatırlıyorum,
bir kelimeyi yanlış yerinden tuttum,
elimden kaydı,
senin kalbine düştü.
Ses çıkarmadın.
İnsan en çok
ses çıkarmayan şeyleri kırdığını
sonradan anlıyor.
Özür dediğim şey
bir mahkeme savunması değil,
kendimi temize çekme çabası hiç değil.
Sadece
aynaya bakarken
gözlerimi kaçırmamak istiyorum artık.
Çünkü ben
kendime bile
eksik anlattım seni.
Sustum.
Bunu sade bir fiil gibi söylüyorum,
ama içi çok kalabalık.
Sustum çünkü
konuşursam dağılacaktım,
dağılırsam
sana bulaşacaktım.
Kendi enkazımı
senin ayaklarının dibine dökmekten korktum.
Bil ki
niyetim hep düzgün bir masa gibiydi,
ama hayat
üstüne sürekli bir şeyler fırlattı.
Ben toplamayı erteledim,
sen her gün biraz daha
ayağını çarptın.
Bazı özürler vardır,
geç kalır ama eksilmez.
Benimki öyle.
Zamanla kabuk bağlamadı,
aksine
her gün biraz daha sızladı.
Çünkü pişmanlık,
unutuldukça değil
hatırlandıkça büyür.
Şimdi sana
büyük laflar getirmiyorum.
Ne söz,
ne yemin,
ne de süslü bir telafi.
Sadece şunu bırakıyorum önüne:
Yanlış yaptım.
Bunu anladım.
Ve anlamak
bazen bir ömür sürer.
Eğer bir gün
bu özür sana ulaşırsa,
onu kabul etmek zorunda değilsin.
Ama bil ki
ben artık
aynı hatayı savunacak kadar
kör değilim.
Bu da benim
kendimden sana kalan
en dürüst payım.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.