0
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
105
Okunma
İlacı olmayan bir hastalıktır evlat hasreti…
Ne zaman yutkunmaya çalışsam boğazıma düğümlenir.
Yediğim lokmanın tadı kalmaz,
içtiğim çayın sıcaklığı içime işlemez.
Her şeyin içine sızarsın sen;
ekmeğin kırıntısına, fincanın dibine,
gözümün daldığı her boşluğa…
Gezdiğim her yerde yokluğun benimle yürür.
Sanki adımlarımın yanında senin ayak seslerin var.
Bir an dönüp bakacak olsam,
kokun buram buram çarpar yüzüme.
İşte o an yüreğim alev alır,
ciğerim sökülür de yere düşer sanki.
İnsan yaşadığını değil,
dayandığını anlar.
Ve insan en çok da alışamadığı şeye yaşamak der…
Gün geçer, takvimler yaprak yaprak düşer
ama yokluğun bir gün bile eskimez.
“Zamanla geçer” derler;
bilmezler ki evlat hasreti zamanla geçmez,
zamanla büyür.
İçine kök salar, kalbin en derinine yerleşir.
Gülmeye çalışırsın, ayıp olmasın diye;
ama yüzündeki tebessüm yarım kalır.
Bir kahkaha atsan, içinden bir çığlık yükselir.
Çünkü sen yokken
hiçbir sevinç tamamlanmaz,
hiçbir mutluluk helal gelmez bu yüreğe.
Geceleri adını fısıldarım kimse duymasın diye.
Duvarlar bile şahidimdir artık.
Bir fotoğrafına bakmak cesaret ister;
bakmasan iç acır,
baksan paramparça olursun.
İşte bu acının kuralı budur:
hangi yolu seçsen canın yanar.
Evladın yokluğu evin her köşesine sinmiştir.
Boş kalan bir sandalye değil bu;
eksilen bir ömürdür.
Kapı çalsa yüreğim irkilir,
bir anlık umutla başımı kaldırırım,
sonra gerçek yine vurur yüzüme.
İşte o an insan,
umudun bile nasıl acıttığını öğrenir.
Mevsimler değişir ama benim içimde hava hep aynıdır;
kasvetli, soğuk, gri…
Baharı görürüm, çiçekler açar,
ama benim içimdeki toprak hep donuktur.
Çünkü benim baharım,
toprağın altında kalmıştır.
Evlat hasreti öyle bir ateştir ki
ne su söndürür ne rüzgâr dağıtır.
Gözyaşların bile yetmez bazen;
ağladıkça daha çok yanarsın.
Bu acı sabrın en ağır halidir:
ses etmeden taşımaktır,
kimseye yük olmamaya çalışırken
kendinle birlikte çökmektir.
Evlat hasreti insanı öldürmez;
diri diri mezara koyar.
Nefes alırsın, yürürsün, konuşursun
ama içindeki anne, içindeki baba
çoktan toprağa verilmiştir.
Dışarıdan güçlü sanırlar,
oysa sen her gün biraz daha gömülürsün kendi içine.
Ve yine de yaşarsın…
Yaşamak zorunda olduğun için.
Belki geride kalanlar için,
belki Allah’ın verdiği nefesi yere düşürmemek için.
Gözyaşlarını O’na emanet edersin,
bir de gecenin en sessiz vaktine.
Çünkü bu acıya isyan bile yakışmaz.
Evlat hasreti;
adı konulamayan,
ilacı olmayan,
geçmesi beklenmeyen
bir ömürlük yaradır.
Senin kalbin bir evlatla gömülmüş,
bir ömür o mezarın başında nöbettedir.
Ve sen…
yanarak,
özleyerek,
eksilerek
yaşamaya devam edersin.
Çünkü evlat hasreti,
ölmeyen ama
hiç bitmeyen
bir kaderdir…
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.