18
Yorum
57
Beğeni
5,0
Puan
1937
Okunma

Şimdi bol acılı bir fon lazım!!!!!
Memleketimin
Kuşları kanat çırpmıyor gökyüzünde.
Yüzümse düştüğü yeri yadırgıyor son günlerde.
Gözlerim dalmıyor artık çok uzaktaki köylere.
Köy dedim de benim hiç köyüm olmadı.
Hatırlarsan size gelin gelmiştim bir defasında, köyünüz hatrına.
Bir fincan kahve içirip
Kırk yıl yatıya koymuştunuz beni.
Açıkçası güzel uyuttunuz...
Üst üste dizilmiş beton yığını evlerde büyüdüm ben.
Akşam olunca alt kattan önce rakı kokusu yükselirdi.
Şaban emminin sesi televizyonun uğultusuna karışırdı.
Bir iki dubleyle sızan adamlardan değildi.
Kaç kadeh içti bilinmezdi.
Biraz vakit geceye doğru ilerleyince
fırsattan istifade odadan odaya koşardık.
“Yık binayı yık laaa, o sızmıştır!
Tepin, ha tepin!” diye yan odadan bağırırdı ortanca abim.
Bir üst komşunun da “kıştt” diyecek tavuğu yoktu zaten.
Mahallenin ise tek horozu vardı.
Güzel hatun görünce
bakışları ince bel kıvrımlarında süzülen,
bülbül gibi öten
Bakkal Mamuttt...
Can bağım,
Kan kardeşim, öz bacım ile
aynı döşekte düşmüşüz anamın rahmine.
Döl tutmayan düşükleri de saymamış
Nüfus Memuru Hikmet Hoca.
Hoca dediğime bakmayın,
az rüşvetçi değilmiş...
Aynı tabaktan aş yedik, has hoşaf içtik.
“Çal kaşığı, kalmasın bulaşığı.” misali.
Şimdilerde öyle mi?
Tanıdık herkes elâlem kendi meskenimde.
Kimliğim mavi olacakken pembe olmuş.
“Mazallah!” demiş mahallenin ayaklı gazetesi Emine abla babama: “Maazallah!
Üzülme Ali amca, üzülmeeee yahu!
Ya hanımoğlan olsaydı?”
“Onlar da kim gııııııı...” diye uzatmış annem.
Masum kadın ne bilsin.
“Ne olacak? Şey işte, şey...
“Abo sus komşu, sus!
Günahtır, dedikodu etme!”
İnsan olana vardır hak için saygımız.
İşine, cinsine karışmam, bize ne.
Allah gücünü artırsın!
İsim konusunda hiç tartışmamış annemle babam.
Babam, “Kamuran olsun hanım,” demiş.
Erkek çocuk hevesi yarım kalmış.
Oysaki altı erkek evlada sahipti.
Annem,
“Kamuran erkek ismidir herif!
Bizim bebek kız doğdu, kız...” demiş.
Sonra yüzüme uzun uzun bakıp:
“(Narin) olsun… Narin...”
Olmuşuz ismimiz gibi pek narin.
Kırıldıkça kırılan,
Dağıldıkça daha da çok içine dağılan.
Babam çeyrek altın takmak yerine,
çok sevdiği için at hediye etmiş anneme.
Annem kızınca,
“Babası gibi hırçın… Atın kızı!” diye bağırırdı.
Küserdim kendimce anneme.
Ama şimdi düşünüyorum da;
Tövbeler olsun, iyi ki
“İtin eniği” dememiş.
Gerçi annem, atları da pek sevmezdi.
Bazen...
“Ecnebi” kelimesi ile ilgili bir gelişme var mı
diye düşünüyorum yeni sözlüklerde.
En yakınım bildiğim,
gavur tohumu olmuş kendi toprağımda.
Milletin işçiliğinden bize ne?
İsteyen kavun yetiştirir,
İsteyen mercimeği verir fırına.
İşçilik dedim de…
Geçmişte iyi bir sarraftım.
Kaç ayar olduğunuzu bilmem ama
değeriniz ölçüsünde işçiliksiz bozabilirim.
Şimdilerde
ne mavi kaldı elimde ne de pembe.
Kimlik önemsiz de,
uygulamalı fal icat olmuş.
Derya Abla falda,
“Çizgilerinde kısmet var,” diyor.
Ben her seferinde
“Aşk” şıkkını tıklıyorum.
Gelen yorum:
“Gidenin arkasından nokta koy,” yazıyor.
Gidenler zaten hep güzel koydu noktayı;
Kimi zoruma gide gide,
Kimi hayatımızın içine ede ede…
Velhasıl,
şimdi oturup bir şiir yazasım var.
Ama içimdeki peri yine boynuzu yemiş gibi.
Depresyona mı girmiş, neymiş efendim…
Parantez içinde not bırakmış:
“Gönül konmuş bir ota, o da mis gibi koka.”
Altına da eklemiş:
“Aşk şıkkını tıklama!
Tıklama be manyak karı!”
hüzünlükent Narin
5.0
97% (28)
4.0
3% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.