17
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
1758
Okunma

bütün günler kollarını açmıştı
o perşembeye koştu
beklemedi nazlı akşamın gelmesini
hayata erteleyip sabırlarını
dokundu sabahın alnına doğarak,
sessizce sokuldu yaşamın kucağına
acılarını avuçlarında gizledi
sallanan beşiğine yatırdı sancılarını,
göğsünde uyutarak uyudu her gece
kendi büyüttü kendi kalbini.
hiç bağırmadı kundağının koynunda
uykusunu bölmedi penceresine konan kuşun
yalnız çekti bütün ağrılarını
gurbete göçtü iki damla gözyaşı dökmek için
herkes kuru sandı göz pınarlarını
ve yuvadan havalanırken uzaklara
kendi sardı kırık kanatlarını
ne zaman konduğu yerden kalksa
hep acı çekti
ama belli etmedi uçarken
bu yüzden kimse bilmez
temmuz turnasının kanat çırparken ağladığını.
şimdi aşk cephesinde
gözlerini sevda hattına dikmiş
zamanı öldürüyor umut siperinde
avuçlarında eziyor kuşkularını
kalbinin nöbetine koyup sevgisini
derin bir nefes çalarak havadan
son kez bakıyor
sol yanında sakladığı sihirli aynaya
ve bir fiskeyle savuruyor yanan sigarasını
dünün nasırlı yıllarına;
günü bekliyor
gün gelecek elbet,
güvercin kılığında konacak omuzlarına bir düş
bir kandında şafak
bir kanadında mehtap
çözecek yükünü kuş diliyle
serecek ayaklarına;
yani
susmuş umutları pullayan eski rüyanın izini sunarken imge
nasıl iki lahit üzerinde filizlenmez ebedi renkler,
nakkaşın ezberine sinmiş lotus ismini hangi aşk niceler,
hangi terazi tartar ki durmadan büyüyen bir aşkı
ve nasıl sevmez şiir gibi bir sevgiyi
ömrünü mısralarda eskitmiş redifler!
bundan böyle bütün aylar temmuz
bütün günler perşembe
her an sabah
her yer doğduğu şehir;
tarih de değişti bende
takvimler de
bir sözümle yıkıldı köhne dün,
kalbinde buldum sevgiyi
kalbime sürdüm,
artık ne tanrılar ölecek
ne de aşk,
ne derse desin Zerdüşt
aldırmam
böyle buyurdu gönlüm.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.