1
Yorum
18
Beğeni
0,0
Puan
1158
Okunma
arduç kuşu geçtikten sonra dağın yamacından
çamları tırmandım gökyüzüne bakarak
hızla soludu fısıldadı adının ilk harflerini
kazıdım öyle biçim verdim
susuzluğumu gölgeleyen incir ağaçlarına
ardından -merhaba dedim-
merhaba Züleyha!
tan atıyor dünkü günün ardından
uyanıyor bir duygu içimde -huşu yaratan-
herhangi bir yerde kuşatılmış boşluğum
diyaframı daralıyor giderek
karşımda devleşmiş ruh kütlesi
kiraz kırmızısı alev -yanıyorum-
yanıyorum Züleyha!
yeniden kaç kere keşfedildim yerel aşklarda
devşirildim yeryüzünün dışın da -aşk içinde-
dünkü günün ayı hala pasparlak
girdaba yuvarlanıyorum lapalaştırılmış
akşam olunca kıpırtısız
gecenin yorgun düşüncelerine gömülüyorum
bozgun fikre dönüşüyorsun -eziliyorum-
eziliyorum Züleyha!
göğün beyaz kubbesi iyot rengini aldığında
kızgın deltaya çivilenir sallanırdım uçurumda
ebem kuşağı tamda güneşin doğduğu yerde
özgün bırakırdı ilmeği benliksiz ve öylesine sivri
uzanıp ölümü okşardı parmaklarım
uyanırdı dağların dorukları
-volkan gibi-
patlıyorum Züleyha!
ara sıra kül rengi tonlarında şiirler yazıyorum
rüyaların dilinden anlamlar çıkartıyorum
tenezzülü gaydalar la konuşur olan
bugün az var çok yokum
duy beni duy Züleyha!
uyansın tozlu gövdenden ruhun
hala şiirin beni örselediği yerde
seni bekliyorum
öbürü mü Nil çekiyor
batıyorum kuyuya
sürükleniyorum meçhûle Züleyha.