0
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
2169
Okunma

Üşümek meselesiydi, önce ayaklarından başlıyordu
-kaç kişi burada?
Eller ve yine eller
birbiri ile eş, simetri
Sen sus mahzeninde, mahsun çocuklar için müsamere
ak saçlı bir hademe köşede durmuş bekliyordu
tombul mu, kalçalı mı, çok çocuklu bir yalnızlık mı
bir başkası; bahçıvan kılıklı bekçi mütedeyyin yürüyordu
arkasında çocuklar, sesler, eller, perdeler..
Yüreği üşüyenin dimağı zengin bir daktilo ses uyumuna erişirken
deniz tıslamalara vuslat iki uzak beden ayırdı
biri birinden daha sıcak ve esmer, daha ayrıntılı
biri birinden daha beyaz ve soğuk, daha kırılgan
üzerine eriştik; uyku sahnesinde ayrılıklar başladı
insan kırılgan oluşuyla namzet yaşayabilmeye
nice ince film sonrası oluşan hastalığın kronolojisi
tipik bir avam arzusunda ibaretti
Soyunmadan üşümenin Mecelle’de mahzuru yoktu
biri elleriyle dürdü Nemrut’un nemli bokunu
dudağında ıslattı ince tebriz kağıdını
gerildi incecik, savruldu tırnak uçları kenarından, saçları, saçlarıma karışan bir sonbahar otu
yılgın bir balıkotu manzumu şecereye yakın Azrail’e aitti
sararmaya yatkın not defterlerinin hikayesi vardı
bu süreç kendi içerisinde imtiyazlı bir sonsuzluk müjdelerken
bir daha yaktık.
günümde Beyoğlu trajik bir göçün tahribatına
yaprakları salındı
ada’ya kadar çok güzel modern dünyanın ilkeleri
çok üzgün kalplerin hikayesi
bilmiyordum sevişmeden önce de söylenir miydi
seni seviyorum
kamuoyuna verilecek kötü haberlerden farksız gözlerle
Nasıl çalmıştı üşüyen ellerin
çıkmıştı incinmiş gözlerin
çekmişti dumanını
yıkılası Galat’ı
bir film sahnesine uzaktan seyirci olduğumuzu
kimselere söylemedim
bir beden gibiydi dersimde niyetli güç gösterisi
kuruyası Murat’ı
bakmıştın, uzak diyerek:
şurası ıslandı
şurası Afgan sahipsizliği
gönlünde kimi menekşenin en güzeliyle bakarken
kimine klasik bir misafirperverlik,
ölümün doğusu, batısı olmaz derken
mavi yazmalı, hızmalı bir sessizlik elleriyle bestelediği ekmeği
yine elleriyle alnının terine banarak uzattı:
-bu son olsun.
ben gözlerden anladım, gözlerinden o insanların
üşüdüğünü kimselere söylemedim af dağının
dağ da üşür müydü? kar da ağlar mıydı?
af’fa sığınıp, pencere kenarında minibüs oldum
küçük bir ateş öğretti senelerin saniyeler gibi yittiğini
olmadığını yalnızlığın kaç yıla çarpılarak içine oturduğu insanlardan duydum
insanlığını hâlâ yitirmemiş olandan işittim yine o affı
yine sonbaharı
gazabına nail hazanı, toprağı, düşen yaprağı
ve kırılgan fidanları
kovulduk materyalist bir affın iç sıkıntısından
şiirler uzayda imkansız kareleri soyutlarken
ses üzerine ses, Tanrı’m:
üşümelerden ayrı bir yakma hayal edemeyenlere
bir başka boyutu hicreti emrettiğini duydum ve unuttum
tuhaf geldi sonra
müzik girdi araya
bardak çatladı dudağından
ayracı olmayan bir ömrün yeniyetme muzipliği tekildi
ve acımasız oluşun evveliyatı da skill
Her şeyin mümkün olduğu bir an da
toz tutan yazmalardan en kırmızısını boynuma sardım
öyle karar verdim asılmaya.
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.