15
Yorum
30
Beğeni
5,0
Puan
1407
Okunma

Soytarı bir sitem kadar mağdur kılan,
Söz kırımı bir imge kadar da sahtekâr.
En gönülsüz beddua kadar esef yüklü
Mağlup bir düş yarası iken sızan,
Asılsız ve emsalsiz boyunduruğu
Bilinmezin indinde, gök kuşağının hizmetinde
Evren ve bile bile beyhude iken sureti
Zafiyet kırıntıları kadar da mağdur
Bir varlığı her daim töhmet altına gömen.
Suçu ziyan eden bedelli bir öfke
Hele ki kırık bir miladı yâd eden
Seyrinde ve mimlendiği gölgelerin
Zaruriyetinden taşan sitem misali
Süprüntü bir kinden medet uman
En asil gölgeyi bile rehin bilen.
Bilip bilmeden kovuşturduğum bir acı ki
Madem en hazin yüklem,
Benliğim kadar sorgu suali hak etmeyen
Kayıp bir imin derdinde en aykırı rüya
Kadar gözünde büyüttüğün
Ve yerli yersiz debelenip
İçinde büyüttüğün.
Tüketen efkârı soluklandığım an’ın:
Hiçliğin sayacını kurdum dünden arakladığım,
Kekremsi bir hüznü yâd edip,
İfşa ettiğim en derin surede
Katıksız elem bildiğim
Bir rütbe kadar soluk belki de cafcaflı
Bir öfkeyi görmezden gelip…
Andan ayrık bir hıçkırık olsa da belimi büken,
Yeri geldi mi neşeyi diri tutan en sakil reçete.
İçten pazarlığı görmezden gelip
Hele ki nefsi bir kaşık suda boğmanın ertesi,
Gönlün kayıp gölgelerdeki tok sesi.
En kırsalı bölük bölük,
Belli olsa da öncesinde
Kara deliği parçalara böldüğü evrenin
Ve en kayıtsız şarkı adsız bir imde takılı
Yine de adını koyup yeni doğan günün,
Dünlere olan isyanı yok sayan şu gönül neferi
Dizelerin takibinde iken soluksuz kaldığım her an’ı
Takıp göğsüme.
İndinde belli ki ya da çeperinde
Düş baz bir rabıta kadar da geleceği mimleyen,
Sorgu sual iken hak getiren,
Tekil bir ihtiras, en aykırı düş’ün
Pervazında bir gölgeyi bile rahmet bilen.
Soytarı sitemlerin aykırı mezheplerinde
Ne çok naz ne çok imtiyaz.
Anlam bulmak, indinde bir imin,
Takılı rüzgârın ipleri
Darağacında boynumun borcu belli ki
Ödeyemediğim kefaretin.
Bir sure ve bir naaş;
Bir rütbe en soluğundan,
Sökülmek üzere bilfiil gölgeler
Depreşirken izbelerde.
Soluk nefretin soğuk yüzü;
Gölgeli kinlerin en devrik tezahürü.
Sondan bir evvel, demek mi akıl karı
Hele ki soluklandığın bir dizede,
Ettiğin her bir kelam kadar da sıra dışı
Bir imgenin tekelinde biriken o hezeyan.
Sonsuz mu nutkunu tutan o nefes mi yoksa
Seni senden eden…
Bir zaruriyet kadar asılsız olsa da
Söyle bana nedir ecdadı şu yorgun kelimelerin belki de
Teneşir paklarken en yalan tümceyi
Büründüğün asaletin nasıl da uzağında
İsimsiz şiirlerin.
Israrı ya da tekrarı,
Ne sonu var ne de başı,
Hele ki boyutsuzluğun at koşturduğu o mecrayı…
Yine de susmalı mı şu kalem?
Hani olur da çatık kaşlı bir sitemi dert edip,
Dertop iken yüreğe çöreklenen…
Bir mabedin kovuşturduğu öylesine bir sancı,
Öylesine belki de yol yordam bilmeden
Edilen bir sitemden yüreğe esen.
Ah akılsız başım,
Ah benim aykırı hecelerim,
Demlenen gönlün bakir hüznünde
Anbean yâd ettiğim o aşkın pervazında
Buz tutan iskeleti şu münafık bedenlerin…
Durağan bulutlar mı yoksa
Başımda uçuşan hem belli mi olur,
En aykırı rüzgârı çağırırım da
Eserim ulu orta,
Mimlendiğim bir nazire kadar ettiğim o boykotta
Asılı kalırım aklımın kancasında
Yanık bir redifte.
5.0
100% (28)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.