3
Yorum
9
Beğeni
5,0
Puan
1552
Okunma

..
"-eveli bi kedi, usanmış bi sıçanın elinden
netti ettiyse, hakından gelememiş
bu sıçanın eve verdiği zıyan yüzünden
sahibinden zılgıt yerimiş
ne yakalanıyo,
ne gapana düşüyo
ne ağılı buyday geliyo hakkından
ne de ne tecemillet ilaç-garaç
bi ğün sıçanın deliğine gelip
senin pistan paşa
beyaz bayrağı çekip
hoş-beşden sonura
me(v)zu zeyaretin sadedine gelmiş
pistan paşa
"-erkeğsen deliğinden çık,
karşı deliğe gir” demiş
sıçan demiş ki
"-neyye"
"-elimdeki peynirin birazını"
“becerebilirsen sana vercen” demiş..
geli(r) mi sıçanın işine
kedi mesafeyi güççültmüş
güççüldükce güçcültmüş
peynirden payı da böyültdükçene böyütmüş
penirin yarısını vaat etmiş
ı ıhı
sıçan -Nuh deyo peygamber demeyo-
"-hu yakınındağı deliğe gadar seğidisen”
“-mükafat”
“-peynirin hepiciği"
sıçan bakmış, gene işine gelmemiş
delikden başını uzatmış
“……….”
"-valla pistan paşam mesafe kısa
armağan böyük
bu işin işinde bi puş(t)luk var,
ben deliğimden galayın
peynirin de sende galsın
sen bi ğözel afiyetinen ye
benden yanı
gatın-gatın halal-hoş ossun
sana lop lop et ossun" demiş.
onculayın;
nokta gadak ma(n)fat uçun
virgül gibi eğilme
ıççık idareli ol
elindekiynen yetin
ne demişler
herşeyin azı yarar, çoğu zarar
aza kanaat et
“çok verip taşırtmasın
az verip şaşırtmasın”
..
“gonşunun evindeki tavık,
gonşuya gaz görünü(r)” derler ya hani,
..
“-neynecen sen elin
“üç oğlaklı beş geçisini”
deye boşuna denilmemiş”
“-her başın kendine göre derdi
her dağın gendine göre dumanı var”
elin adamı “dışı seni, içi beni yakar”
demiş
“-eh şükür emrine de,
şükür olduğumuz hala de
sen, sen ol
“ayağını yorganına göre uzat”
“güvenme dayına azzığını al yanına”
“çoğu arayan azı bulamaz”
“gayıl ol gaşşığındakı bulgura
pirinç arayayın derkene
evdeki bulgurdan olma”
“pelidini ele yedirmiş ala-gabak geçi gibi
bakar galısın sonra”
demedin deme bana”
“-isder gücen, isder darıl,
“işden artmaz, dişden artar”,
aç kalmayayın deye de harama el atma
“çok yemeynen çok olmaz”
“elden gelen öğün olmaz,
öğün olsa karın doymaz”
i(n)san n’oldum dememeli,
acaba n’olcan demeli”
“-Canab-(ı) Allah son gürlüğü versin
başdan güldürüp de sonradan
terbiye etmesin
niye demişler
“son gülen eyi güler” deye
atalarımız boşuna dememişler
ne demişlerise
gerçi bizim ki ha öylesine yani ki bi acaba
nası(l) etsek, neresinde vardır bi hayır
kader deye bişiy var aslında
“sen ne yaparsan yap iş olacağına varır”
yani şe(hi)re vardın mıydı,
gözünü dört aşcan
köydeki ğibi;
gonu-gonşu ekmek vercek deye
beklemecen
ayakda uluk gibi uyumacan,
çuval ağzı aşcan,
“su akarkana desdini doldur”acan
azzığını yanına alcan,
dayına güvenme(yeceksi)cen
elinden geliyosa eyinlig etmegden geri durma
emme eyilik ettim deye de
kimsenin başına kakmaya gakma
“eyinniğ et suya at, balık bilmezse
Halık bili(r)” bunu da unutma
olur a!
birine bi hızmatın dokanır
elinden dutmak nasip olursa da
“etdin bi hayır
budunu-bacanı ayır” dedirtme
eyinlig et demişler at suya
balık bilmezse Halık bili
balığı unut,
Halığı unutma
bir de derlerdi “-bu dünya fani”
“-yok dünya değil de insanlar fani”
oysa kim gelmiş de dünyaya kalmamış izi,
bir ağacın gövdesi,
dalları,
yaprakları,
çiçeği,
meyvesi
gibi.
hayat bu minval üzere devam eder
her mevsim, anırırdı köyde eşekler
selamlaşmalar,
hal-hatır sormalar “devam eder gider”di
her zaman beyaz açar papatyalar
ama baharı beklerlerdi
geceler gündüzü
mevsimler, mevsimleri kovalardı
bu minval üzere gün;
her gün bir sabahla başlardı
ve her gün olurdu akşam
bebekler doğunca ağlardı,
başkaları ağlarlardı
gidenlerin arkasından
bir de dünyaya bırakmışsa
evlat hayırlısından
başkalarının ağladığı yalan
ne göreceksin el duasından
giden gittiği ile kalır
gerisi vesselam
köyde de bu minval üzere yaşanırdı
herkesin hikayesi
üç aşağı beş yukarı aynı
herkesin hikayesini herkes bilirdi
her günün hikayesi de
gün doğumu ile başlardı
günbatımında sona ererdi
kendinden öncekiler gibi
“-dur bakalım” derlerdi
dur bakalım
gün doğmadan neler doğar
gün doğmadan
gazyağı takviyelenmiş
süğen kandil ışığında
ahırlarda inekler buzalardı
avlularda davarlar kuzularlardı
önce ayakları gelirdi yavrunun
“-düğenin çatı
baya geniş marağ etmen”
“-başı geri dönmüş bara ğidi ip bulun”
Kara İrbemi ça(ğı)rın hemen”
saman yetmeyebilir endişesiyle kışları
çoban sabahtan yayıltmaya,
gece örümeye götürürdü davarlarını
kabayelden erirdi çalıların karları
buzağılacı inek sahipleri
gece boyu ahırı yoklar dururlardı
ellerinde çıra maşalası,
ya da gemici feneri
“-emme, geçiler acıkırdı
emme samanlıkta saman azaldı
gayfadan eve geldim mi
gözüme uyku girmezdi
hadi bakalım geçileri gattığım bille önüme
emme Gocaduzladan Garadepeye
emme Goruya emme Güneyiye
geçileri örümeye
gecenin yumuşak ülüzgeri
yanaklarıma gan getirtdirirdi
isder malihülle gur,
isder ısdık çal,
türkü söyle
isdersen tesbik çek,
sağ barnakların sol elinde
çok geşmez,
Senget Ovasından bi gamyonun şavkı ıldırar
epeyli bi zaman sonura,
gaybolur geder, sonura tekral çıkar
annacağınız Daşkestinin orda
Ganlıbalamıdın dereye girmiş, çıkmışdır
sonura Yalavaş cenahından gelen
bi gamyon da onunan garşılaşır
hey anam hey be,
hinci bu gamyon gündüzden aldı yükünü
ver elini tee bilmen nerenin bazarı
en tevlikelisi de
Akşe(hi)r Belinden aşcak öyle ya gari
Cangurtaran’ı geşdin mi
yüz metreden fazla uçurum
ne yüz-ne ikiyüz
Allah mafaza ıçcık bi dikgatsızlık ettin mi
ğözünü yumup-açasıya yani
emme öyle yerde gaza olmazımış
?
dıkgat ediliyo demek ki
ajanıslarda gamyon devrilmiş de
bilmen gaş takla atmış derler ya
Akşer Belini görmeden
“-ha di be! bi gamyonun, bi otoposun
bi takla atması uçu en az yim metiro ilazım
beş takla atsa yüz metiro bi çukura düşmesi ilazım öyle ya
Akşe(hi)r Belinde aşşaları görmeyon valla
beş taklada atar, on takla da
Engilli’ye doru sallanınca
yollar sıçan yola(ğı) gibi
annaçtan bi tomafil filen gelivise
Allah m(uh)afaza
durup beklecen garşıdan gelen şöförü
belli kiyne Dövletin ğücü
Akşer Beline yetmeyo,
gücü yetse neyder-eder
Akşer belini dümdüz eder
işde öyle mefrat bi yer!
Akşer beli mi Akşer beli
bak-gör gözet Ya Rabbi!
Ümmet-i Muhammeti
ÇALI’nın 1300 sahifesi geride kaldı
samimi alaka ve toleransınız için teşekkürler.
DİPNOTLAR
sıçan: fare
tecemillet: türlü çeşitli akla gelen gelmeyen, duyulduk-duyulmadık
gatın-gatın / katın-katın: kat kat, kat be kat
buzalamak : buzağılamak, ineğin yavrulaması,
düğe: 3 yaşında buzağılayabilir inek
çat: arka, kalça, bud
çat: aynı türden (kemik, yol, su vs) iki şeyin kavuşma birleşme yeri
buzağı: bücük, inek yavrusu
ıldıramak: ışığı parlamak
cenah: yön, taraf
sıçan yolağı: dar, çok dönemeçli, uzun yol anlamında
5.0
100% (8)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.