1
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
1359
Okunma
Daha doğru dürüst ibadet edilmemiş mabetlerde
Başkasının duasına âmin diyen bir kız çocuğu gördüm
Gölgesine sarılıp uyumaya çalışıyordu soğuk sütunlarda
O kadar yetimdi ki kendisine ait bir duası bile yoktu
Kapıları göğe açılan korkuları okunuyordu gözlerinden
Loş çalgılardan sarhoş olmuş o baygın bakışları
Namlunun ucunda bekleyen bir kurşun gibi
Yakıp küle çevirdi yalın ayak kalmış bilincimi.
Gökten bir mendil bekliyor gibiydi
Gözlerinden akan yaşları silmek için.
Son kullanma tarihi geçtiği halde
Ateşleri söndürmek için kullandığım kelimelerim
Yapmadığım halde söylediğim öğütlerim
Önce estetik bir ip bağladı boynuma
Sonra gözyaşı olup düştü o küçük kızın avucuna.
Belli ki hiç bu kadar kirli cemre düşmemişti ellerine
Bir mumdan damlayan günışığı gibi
Avucuna bakıp kaldırdı kafasını
Çok ayıbınız var bayım çook dedi
Nasıl bakacaksınız aynadaki karşılığınıza deyince
Leş yiyen sahte yanlarım döküldü başucuma.
Ve anladım ki;
Küflü adamlardık biz aslında
Cehennem‘in kapısını sökecek kadar
Günah batağına batmış küflü adamlar…
Sonra
Küçük-büyük hiçbir adımımın,
Doğru dürüst bir kaldırıma kavuşamadığı
Gri renkli bir tren istasyonunda
Sarılabileceğim çocuklar aradım.
Ölüm taşıyan vagonların ardından bakarken
Ecel vakti gelmiş peronlarda bekleşen
Ve teri misk-i amber kokan evladını;
Kanının kokusundan tanıyan anaları gördüm.
Sonra anladım ki;
İstanbul’da çocuk olmak kolay da
Şam’da Halep’te baba olmak çok zormuş...
..
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.