2
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
1276
Okunma
kadınım!
seni alıp saklasam küçücük bir alfabenin içine
adın incelir, nefesime takılır
yakanda kırmızı bir karanfil filizlenir...
tahtaya kaldırsam sonra hayat bilgisinden
“bak bu sokak
iyi gezilir...
bu da gökyüzü
paylaş onu”
dikenleri iyilikle budanmış güllerden
masmavi denizlerden
haziran güneşinden...
bir kelime ansızın bölünürken ikiye
yabancı sular mesken tutar dağı taşı
cam gibi parlak bir bozkır akşamında
tutup direklerinden arşı
şöyle bir silkelesem
güneşi, yıldızı, ayı...
parlayan ne varsa gecede
omuzlarına döksem
yeni kapıları açılır eski evlerin
bilirim...
ve ben sevmeyi en baştan öğrenirim
bir kaysı ağacının kurumuş dallarından
yeni meyveler icat ederek
kadınım!
yavru kuşlar çığlık çığlığa düşer bir yüksekliği
ufacık kanatları açılmaya yeni yüz tutmuş
kahkahaları telaşlı...
yalnız...
acemi...
ama sen bir kenara bırak yalnızlığı
ve bağışla bizi
kadınım!
yarım bırakılmış bir savaşçı heykeliyim
kaçıp kurtulamam beyaz taşlardan
çekiçten ve murçtan
soluğum,
fırtına sonrası bir kent harabesinde sıkışır kalır
gözlerim kül rengi bulutları çağırır
damla damla bir yağmur
sel açar avuçlarıma,
avuçlarımda göz yaşları
gök gürültüsü renginde
ve yıldırım yanıkları
seni bunca güzel yaratan Tanrı’ nın adıyla
bağışla bizi
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.