3
Yorum
22
Beğeni
5,0
Puan
1250
Okunma
benim şu kelimelerin çarmıhına çekilişim
acının prömiyerinde kederle sınanışım
kaburgamın altında sinsi bir cereyan
hüzzam bir eprimedir sevdiğim
şu yeryüzüne zamansız ve amansız dağılışım
bir uzansam ellerimi tutuşturacak
o nazlı bakışlarını uzaklaştırışım
-şehla mı demeliydim yoksa?-
acı bir çaresizliktir bilirim
gemi sonsuzluğa uzanan develerin
yarası sağalmaz yılkıların
savaş atlarının
eşkin yürüyüşüne ve dörtnala koşuşuna
baharın en delikanlı yanına yığılan kalbim
benim şuh dalgınlığım
mendilim
mavzerim
sayrı sularda şavkıyan kamçım
senden uzaklaştıkça paslanan kılıcım
kınsız kinim
hıncım
dağlardan koyaklara seğirten sesimin yankısı
delikanlı çağım
on sekiz yaşım
bütün kliklerimle gelip kıyılarına yanaşışım
kendi dalgasında boğulan deniz kadar yorgunsun
sevincime barikatlar kurmuşsun
gözlerime bukağılar
sesime prangalar vurmuşsun
niye!
//
çöl çocukları kızışınca kuyular Uhuda taşar mı söyle
taşar elbette
bir taşa kuyu bağlamakla
bir ağaca çaput sarmakla
bir çöl ağlamakla geçilir mi söyle!
geçilir elbette!
o yerini terk eden okçular
o mızrak savrulan Hamza!
ağlayan peygamber
vahşi köle
yahşi Hind
kamgalar fışkıran öfke
kanla yununca diner mi söyle!
dinmez elbette!
kaç zamandır ışıklı sular sürülmüş yüzümle dalarım çöle
dalgın dalgın dağlanır yüreğim
senin dizlerinde bir Kusva inadı
bir Burak savruluşu dudak kıvrımlarında
gözbebeğinde rengîn kokular
ben bir Yesrib ezgisi söylerim usulca
bir şiir tutuştururum
bir ağıt
bir vaveyla
koklasam kirpiklerim yanar
öyle ya sevgili herbiri gül yaprağıdır
sonsuz yeşillenmeyle
soluşu önleyemeyen geçkin sevdalar...
5.0
100% (12)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.